<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fıkra &#8211; Felek.org</title>
	<atom:link href="http://felek.org/category/fikra/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://felek.org</link>
	<description>Felekten Yazılar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2021 14:38:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.0.8</generator>

<image>
	<url>http://felek.org/wp-content/uploads/2021/04/felek-1-150x94.png</url>
	<title>Fıkra &#8211; Felek.org</title>
	<link>http://felek.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sakın Ha!</title>
		<link>http://felek.org/sakin-ha/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7585</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>03.11.1971</strong></p>



<p>Hoca, oğlu ve eşeği yolda gidiyorlar. Köy meydanından geçerken:</p>



<p>— Yahu! Ne aptal adam bu hoca!&#8230;. Bu sıcakta kendi de oğlu da yaya gidiyor. Eşeği yedekte çekiyor! derler. Hoca bunu işitince hemen eşeğe biner. Bu sefer de:</p>



<p>— Yahu! Kart herif eşeğe binmiş. Körpecik çocuğu yaya yürütüyor! derler. Hoca bunu da işitince hemen inip çocuğu bindirir. Bu sefer de:</p>



<p>— Yahu! Bu dünya nereye varır? Çocuklar eşeğe biniyor. Yaşlı başlı babalar yaya gidiyor! derler. Onu da işitince; kendi de eşeğe biner, çocuğu önüne alır. Bu defa da:</p>



<p>— Yahu! Ne insafsız adamlar var. İkisi birden hayvana binmişler. Belini kıracaklar! dediklerini işiten hoca hemen inmiş&#8230; Çocuğu da indirmiş:</p>



<p>— Halk önünde bir şey yapmaya gör… Mutlaka bir kusur bulurlar. Sakın ha! deyip yola revan olmuş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Kimseyi Halk Diline Düşürmesin</title>
		<link>http://felek.org/allah-kimseyi-halk-diline-dusurmesin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:37:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7586</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>08.06.1970</strong></p>



<p>Hoca eşeğine binmiş, arkasında, körpecik çocuğu. Köylük yerden geçerken.. söylenmişler:</p>



<p>— Kart herif; eşeğe binmiş! Körpecik çocuğu yaya yürütüyor.. diye.. Hoca alınmış bu lâftan.. Hemen eşekten inmiş, çocuğu bindirmiş.. Kendisi de eşeğin arkasından yürümüş. Bu sefer de:</p>



<p>— Bak bak; şu aptal adama! Çocuğunu eşeğe bindirmiş.. Kendisi yaya yürüyor.. deyince Hoca da oğlunun arkasından eşeğe binmiş.. İkisi giderlerken köylüler:</p>



<p>— Vay insafsızlar vay!. İki kişi küçücük hayvana binmişler.. Belini kıracaklar!, diye lâf etmişler.. Hoca düşünmüş, doğru söz! İkisi de inmişler.. Ve eşeği yedeğe alıp yaya yürümeye başlamışlar.. Bu sefer de:</p>



<p>— Bak hele akılsız adamlara! Kendileri yaya yürüyor, eşeği yedekte çekiyorlar, diye tenkide uğrayınca dayanamamış:</p>



<p>&nbsp;— Nâs içinde iş görenlerin vay haline! Yahu! Şunun şurasında bindik olmadı.. İndik olmadı.. Allah kimseyi halk diline düşürmesin! demiş..</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hocanın Keçisi</title>
		<link>http://felek.org/hocanin-kecisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7581</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>21.05.1954</strong></p>



<p>Hocanın keçisi kaybolmuş&#8230; Konu-komşu adamın başına üşmüşler:</p>



<p>— Nereye koydundu?</p>



<p>— Avluya&#8230;</p>



<p>— Kapıyı kapadın mı idi?</p>



<p>— Evet!</p>



<p>— Kilitledin mi idi?</p>



<p>— Hayır&#8230;</p>



<p>— Gördün mü yaptığını.. Kapısız bıraktın, kaçtı&#8230;</p>



<p>— Canım keçi kapı açar mı?</p>



<p>— Sen onu bırak&#8230; Kimseye de tenbih ettin mi, göz-kulak olsun diye?</p>



<p>— Hayır&#8230; Lüzum görmedim&#8230;</p>



<p>— Hah! Gördün mü&#8230; Hiç insan eşine dostuna bizim keçiye mukayyet olun demez mi?</p>



<p>— Aklıma gelmedi.</p>



<p>— Bari yem vermiş miydin?</p>



<p>— Çarşıdan dönüşte verecektim..</p>



<p>— Hah! Aç bıraktın&#8230; Falan filân yaptın da filân falan oldu.</p>



<p>Hepsini dinlemiş&#8230; Dinlemiş&#8230; Mâsum gözleriyle karşısındakilere bakmış:</p>



<p>— Yahu! Şu söylediklerinizin hepsi doğru ve bütün gaflet, hatâ bende olsa bile… benim keçiyi alanın hiç de mi payı yok?. İnsaf edin!. Demiş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Kilimden Heybe</title>
		<link>http://felek.org/eski-kilimden-heybe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:35:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7582</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8211; Eski Kilimden Heybe</strong></p>



<p><strong>25.01.1937</strong></p>



<p>Bir gün Nasreddin Hoca heybesini kaybetmiş. Önüne gelene söylemiş:</p>



<p>— Heybem kayboldu. Alan kimse versin! Yoksa ben bilirim ne yapacağımı??</p>



<p>Ne ise heybeyi bulup hocaya vermişler, fakat merak edip sormuşlar:</p>



<p>— Kuzum hoca! Heybeni vermese idik ne yapacaktın?.</p>



<p>&nbsp;— Ne mi yapacaktım, eski kilimi bozup heybe yapacaktım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Emniyetli Yer</title>
		<link>http://felek.org/en-emniyetli-yer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7578</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8211; En Emniyetli Yer</strong></p>



<p><strong>28.12.1936</strong></p>



<p>Timurlenk orduları ok talimine çıkmış, Timur da Nasreddin Hocayı alıp talimlere nezaret için birlikte gitmiş. Talimgâha vardıkları zaman acemiler atış yapıyorlarmış. Hoca, Timur&#8217;un, yanıbaşında okçuları seyrederken bir şaşkın ok önlerine düşmüş&#8230; Dikkatsizlik deyip geçiştirmişler. Lâkin bütün efradın hep böyle sağa sola ok atıp hedefe bir tek bile isabet yapamadıklarını gören Hoca merhum gidip hedefin önüne oturmuş&#8230;</p>



<p>Timurlenk, Hocayı böyle görünce sormuş:</p>



<p>— Bire efendi! Deli misin! Nişangâhta telef olmak için mi oturuyorsun?!..</p>



<p>— Devletlim! Dikkat ettim ve sizin tirendâzlar atış yaparken en emniyetli yer nişangâh olduğunu gördüm. Kısa aklıma uyup siz de yanıma gelseniz isabet olur. Demiş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fincancı Katırları</title>
		<link>http://felek.org/fincanci-katirlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:34:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7577</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8211; Fincancı Katırları&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 23.12.1933</strong></p>



<p>Nasrettin Hoca bir gün bazı alametleri kendinde gördüğü için öldüm zannetmiş ve defnedilmesini istemiş&#8230; Eşi dostu göz yaşları dökerek bu son hizmeti de esirgememişler ve hocayı diri diri gömmüşler… Hoca bir müddet yattıktan sonra canı sıkılmış&#8230; Biraz yalınkat örtüldüğü anlaşılan mezardan dışarı çıkmış&#8230; O sırada oradan fincancı katırları geçiyormuş.. Hocayı bembeyaz kefenle mezardan çıkarken görünce ürkmüşler ve tabii sırtlarında taşıdıkları ne kadar fincan, tabak ve züccaciye varsa kırılmış… Bu zararı gören fincancılar da hocayı bir temiz dövmüşler&#8230; Dayağı yedikten sonra Akşehir&#8217;e avdet eden hocayı dostları gördükleri zaman hayret etmişler.. Nereden geldiğini sormuşlar, hoca tereddütsüz cevap vermiş:</p>



<p>— Ahiretten..</p>



<p>— Yaaaa! Ee oralarda ne var ne yok?.. Diye soranlara da:</p>



<p>— Vallahi efendim, fincancı katırlarını ürkütmezsen hiç bir şey yok&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ay mı Faydalıdır, Güneş mi?</title>
		<link>http://felek.org/ay-mi-faydalidir-gunes-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 14:34:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7575</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>21.11.1940</strong></p>



<p>Nasreddin Hocaya sormuşlar:</p>



<p>— Ay mı faydalıdır, Güneş mi?</p>



<p>Cevab vermiş:</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; — Ay faydalıdır. Geceyi aydınlatır. Gündüz zaten aydınlıktır. Güneş&#8217;e ne lüzum var.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürsüden İnmek&#8230;</title>
		<link>http://felek.org/kursuden-inmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 10:47:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7542</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>04.04.1933</strong></p>



<p>Vaktiyle Hoca camide kürsüye çıkmış.. Düşünmüş düşünmüş aklına bir şey gelmemiş. Demiş ki:</p>



<p>— Ey cemaat! Bugün size vaaz etmek istiyordum amma aklıma bir şey gelmedi.</p>



<p>Cemaat içinde bulunan oğlu atılmış ve şöyle demiş:</p>



<p>— A baba! Haydi aklına söyleyecek bir şey gelmedi. Lâkin kürsüden inmek de mi gelmiyor?..</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir gün pirimiz Hoca Nasreddin&#8230;</title>
		<link>http://felek.org/bir-gun-pirimiz-hoca-nasreddin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 10:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7540</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir gün pirimiz Hoca Nasreddin merhum kapısının önünde bir şey arıyormuş. Komşularından birisi geçerken görüp sormuş:</p>



<p>— Rastgele Hocam, ne ararsın?</p>



<p>— Oğul! Mührümü düşürdüm de onu arıyorum.</p>



<p>— Nerede düşürdün? Göster de birlikte arayalım.</p>



<p>— İçeride bodrumda düşürdüm.</p>



<p>— Bodrumda düşen mühürü burada ne diye arıyorsun a Hocam! Git bodrumda arasana!</p>



<p>— Hakkın var ama orası karanlık! Bura ışık. Daha kolayıma geldi de… demiş.</p>



<p>01.12.1945 köşe yazısı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bana İnanmıyorsun da&#8230;</title>
		<link>http://felek.org/bana-inanmiyorsun-da/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 10:46:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7538</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>24.02.1941</strong></p>



<p>Nasreddin Hocadan eşeğini isteyen komşusuna Hoca:</p>



<p>— Eşeği sattım! cevabını verirken içeriden eşek anırınca komşusunun:</p>



<p>— Hoca! Eşeği sattım diyorsun! Halbuki hayvan içeride anırıyor. Dediğini, Hocanın:</p>



<p>— Yahu! Koskoca sakalımla bana inanmıyorsun da eşeğin sözüne inanıyorsun! Teessüf ederim! cevabını verdiğini de bilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Havası</title>
		<link>http://felek.org/bahar-havasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 10:45:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7536</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>17.01.1940</strong></p>



<p>Hoca merhum ne zaman havadan şikâyet etse; karısı:</p>



<p>— Yahu! Efendi! Sen de hiçbir şeyi beğenmezsin! Yaz olur, sıcaktan, kış olur soğuktan şikâyet edersin! dermiş. Bir dinlemiş, iki dinlemiş, nihayet sabrı tükenen hoca:</p>



<p>— Canım, bahar havasına bir şey diyen var mı? cevabını vermiş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Al Hiçini de Git</title>
		<link>http://felek.org/al-hicini-de-git/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 10:44:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7534</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>31.07.1940</strong></p>



<p>Merhumun kadılığı sırasında birisi diğerinden şöylece davacı olmuş:</p>



<p>— Efendim! Şu adam sırtında odun yüküyle gelirken ayağı sendeledi, yıkıldı. Benden yardım istedi. Ben de: “Yardım ederim ama bana ne verirsin?” diye sordum: “Hiç!” dedi. Razı oldum ve yükünü kaldırıp sırtına koydum. Şimdi hakkım olan hiçi istiyorum, vermiyor..</p>



<p>Hoca başını sallayarak:</p>



<p>&nbsp;— Hakkın var. Gel şu oturduğun seccadenin ucunu kaldır! Ne var orada?</p>



<p>— Hiç!</p>



<p>— Tamam! Al hiçini de git! demiş.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bektaşi Çarşıda</title>
		<link>http://felek.org/bektasi-carsida/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 11:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7520</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet<br>Yayın Tarihi: 07.05.1953<br>Sayfa: 3<br>Hadiseler Arasında FELEK</p>



<p>Bektaşi Çarşıda</p>



<p>Bu zamanda gerçi Bektaşi dervişi kalmadı. Ne âyinine, ne dergâhına meydan var;<br>fakat Bektaşi mevcut. Fıkraları ile, fukaraları ile aramızda dolaşır dururlar.<br>Bunlardan biri bir kaç gün evvel çarşıdan geçiyormuş. Balıkpazarında tabla tabla..<br>duran balıkları görmüş. Saikai merak ile sokulmuş:<br>— Evlâdım (kalkanları göstererek) bunlar nedir?..<br>— Balık efendibaba..<br>— Biliyorum, ne balığı?<br>— Kalkan balığı!<br>— Ya! Demek kalkan balığı budur. O, üzerindeki rakamı -gözüm seçmiyor-<br>okuyamadım.. Ne yazılı?<br>— 300 efendibaba!<br>— Bunlar 300 senelik kalkanlar mı?<br>Balıkçı güler:<br>— Efendibaba! Maytaba mı alıyorsun bizi. 300 senelik kalkan olur mu?..<br>— Evlâdım.. Beş yüz senelik kalkanlar bile var.<br>— Bunlar bugünün kalkanları. 300 yaftası da fiatı.<br>— Anladım.. Bunlara neden kalkan dediğini. 300 kuruşa olduktan sonra bunlar<br>piyasada durur mu? Tabii kalkar.<br>Balıkçı gülmüş… Bektaşi kılıcı göstermiş:<br>— Şu tombul nedir?<br>— Kılıç efendibaba..</p>



<p>— O da balık değil mi?<br>— Tabii.<br>— Onun üzerinde ne yazılı?<br>— 500<br>— Demek 500 üncü fetih yılı için tutuldu?<br>— Yok be babam.. Bu beş yüz kuruş, kuruş… Verirsin beş yüzü, yersin kılıcı…<br>Bektaşi güler ve sorar:<br>— Şu tablanın içerisindeki pullu balık nedir?<br>— Karagöz.<br>— Aa! Ne kılığa girmiş.. O kaça?<br>— 750. Ama halis karagöz..<br>— Ayol karagözün halisi sahtesi olur mu?<br>— Bunu Pendik&#8217;te tuttular..<br>— Neyi?<br>— Karagözü?<br>— Demek ki sayfiyede bulunuyor?<br>— Valla bilmem..<br>— Karagöz de mirasyedi olmuş desene!.<br>— Öyle oldu babaefendi.. Şunları sormadın…<br>— Evet, ufak tefek şeyler de, pek gözüm tutmadı…<br>— Ama o gümüş’tür, gümüş…<br>— Halis mi?<br>— Tabii…<br>— Bundan şimdi ne yaparlar?<br>— Alâ tava yaparlar.<br>— Eskiden kaşık yaparlardı…</p>



<p>— Hiç işitmedim…<br>— Ben de senin dediklerini hiç duymamıştım.. Bana baksana evlâdım. Bizim bir<br>tanıdık vardı. Palamut, palamut. Ne oldu ona..<br>— Oooo? Onu sorma! O çok yükseldi.. Şimdi bulsak. Tekini bir buçuk kâğıda zor<br>veririz.<br>— Çingene palamudu da mı?<br>— Çingene palamudu da.. Sen ne söylüyorsun efendibaba.. Şimdi çurçurlar bile para<br>ediyor.. Deniz bereketli oldu…<br>— Çingene palamudu da.. Sen ne söylüyorsun efendibaba.. Şimdi çurçurlar bile para<br>ediyor… Deniz bereketli oldu…<br>— (İçini çekerek) Görüyorum evlâd.. Hakikat bereketlenmiş. Baksana.. Çingene<br>palamudu görünmez olmuş, karagöz sayfiyeye çekilmiş…<br>Ve giderken balıkçı sordu:<br>— Balık istemez misin?<br>— Nasıl istemem… Ben İsterim. Ama öylesine yükselmiş ki, artık o beni istemez.. dedi<br>ve çekti.</p>



<p>B. FELEK</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bektaşi fıkraları</title>
		<link>http://felek.org/bektasi-fikralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 11:06:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7518</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet<br>Yayın Tarihi: 06.07.1943<br>Sayfa: 3<br>Hadiseler Arasında FELEK</p>



<p>Bektaşi fıkraları</p>



<p>Ben bibliyografya yapamam. Buna ne sabrım, ne de kudretim müsaittir. Onun için<br>şimdi şuracıkta yazacağım satırları bu neviden bir tenkit sanmayınız.<br>Piyasada üzerinde kâh umacıya benzer bir derviş, kâh bir kılıksız dilenci resimleriyle<br>«Bektaşi fıkraları» ünvanı altında satılığa çıkarılmış, kitapcıklar var.<br>Bunları şöyle gözden geçirdim ve açık söylemeyi sevdiğim için derhal diyeyim:<br>Hoşuma gitmedi. Eserlerin fena veya iyi yazılmış veya basılmış olması bakımından değil de<br>«Bektaşi fıkrası» denilen mevzuun iyi anlatılamamış ve anlaşılamamış olmasından ötürü.<br>Bilmeliyiz ki: bizim halk felsefesini, halk mantığını ve halk müşahedesini belirten ve<br>yaşatan iki ölmez kıymetimiz vardır: Nasreddin Hoca ve Bektaşi fıkraları.<br>Milli şuurun asırlardan beri İbda ettiği (yoktan var ettiği) bu fıkralar o kadar kuvvetli<br>ve sarsılmaz hakikatleri ve müşahedeleri(gözlemleri) ihtiva etmektedirler ki, ekserisini birçok<br>dünya dillerine çevirmiş, hatta bizdekilerden daha mükemmel ve sahih eserler vücude<br>getirmişlerdir.<br>Başkalarının bizim milli malımıza karşı gösterdikleri bu hürmet ve anlayışı bizim kendi<br>malımıza hiç değilse onlar kadar göstermemizi istemek aşırı bir dilek teşkil etmez değil mi?<br>Şimdi bunu bir kalem çırpıştırdıktan sonra Bektaşi fıkralarının mahiyetini benim<br>anladığım gibi inceleyelim.<br>Evvelâ şunu söyliyeyim: Bektaşilik belki bir mezheb genişliğidir. Bektaşiler içinde belki<br>pek çok günahkârlar vardır. Lâkin Bektaşi olmayanlar içinde ne var biliyor muyuz? Onun için<br>ben, hiçbir münasebetim olmadığı halde vaktiyle softaların bu adamlar hakkında:<br>— Zındık herifler! diye hücum edişlerini beğenmezdim. Çünkü her şeyden evvel<br>Bektaşinin taassuba karşı bir adam olduğunu bilirdim. Taassub da, her ne bahiste olursa<br>olsun, en içerlediğim şeydir.<br>Bence Ortaçağda doğmuş olan Bektaşilik Türk dehasının taassuba, mantıksızlığa,<br>haksızlık ve ahlâksızlığa karşı kullandığı silâhtı. (Bu silâh sonradan belki körlenmiş,<br>paslanmıştır) Onun için Bektaşi fıkraları tuhaf değil daima ince bir istihza ile keskinleşmiş,</p>



<p>zarif birer tenkit ve hicivdir ve bundan dolayı da son derece kısa ve vecizdir. Halbuki yeni<br>eserlerde bunlar, sahife doldurmak için o kadar şişirilmiş ve bu arada Bektaşilikle<br>münasebeti olmayan öyle parçalar ilâve edilmiş ki milli kıymetlerimizden olan bu vesikalar<br>hüviyetlerini ve vasıflarını kaybetmişler. Böyle olmaması lâzımdı.<br>Bu münasebetle size bir iki Bektaşi fıkrası:<br>Bektaşi dervişi mevlevi arkadaşına sormuş:<br>— Sizin tarikaın ayini nedir?<br>— Biz Allah der döneriz. Sizinki nedir?<br>— Biz Allah der dururuz.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Bir diğeri:<br>Bektaşi imama sormuş:<br>— İmam efendi aptessiz namaz olur mu?<br>— Olmaz.<br>— Ben kıldım, oldu.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Ve bir üçüncü ve sonuncu:<br>Mısır&#8217;da Hidiv’in sırmalara garkolmuş köleleri geçiyormuş, Palâspare bir Bektaşi<br>sormuş:<br>— Bunlar kim?<br>— Hidiv’in kulları..<br>Başını hafifçe eğip göğe bakarak:<br>— Yarabbi bir Hidiv’in kullarına, bir de kendi kullarına bak! demiş.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Bektaşi fıkrası üç satırı geçince kıymetini hatta vüsukunu(sağlamlığını) kaybeder.<br>Eyvallah erenler!</p>



<p>B. FELEK</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hoca Nasıl Bir Adamdır</title>
		<link>http://felek.org/hoca-nasil-bir-adamdir/</link>
					<comments>http://felek.org/hoca-nasil-bir-adamdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 17:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7513</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet<br>Yayın Tarihi: 07.07.1964<br>Sayfa: 6<br>Nasrettin Hoca</p>



<p>Hoca Nasıl Bir Adamdır</p>



<p>Ağızda dolaşan bir takım sözlerinden ve hikâyelerinden başka hiçbir Vesika’sı olmayan<br>Hocayı bir çizmek “resmetmek” lâzımdır.<br>Şimdi Amerika&#8217;da meçhul adamları bulmak için kullanılan bir «kutu» sistemi var:<br>Uzatmıyalım.. insanlarda kaç türlü burun, kaç türlü saç, alın, göz, ağız, çene, kulak bulunursa bu<br>kutularda onların nümune resimleri var.. siz birini bir kere görmüşsünüz.. tarif ediyorsunuz.. bu<br>resimleri size gösteriyorlar.. onunkine benziyen burun, göz, kulak, ağız.. falan.. hepsini bir araya<br>getiriyor ve bir kompozisyon yapıyorlar ki sizin gördüğünüz adama pek yakın bir resim çıkıyor. &#8211;<br>Yaşı benzemesin- Biz de Hocayı böyle yapacağız.. fıkralarına bakacağız.. muhitine bakacağız..<br>nelerle meşgul olmuş ona bakacağız.. ve şahsiyetini çizeceğiz. Başka çare yok!<br>Hocanın bize kadar intikal etmiş ve ona ait olduğu şüphe götürmeyen fıkralarına göre<br>Hoca şu konularda sözler bırakmıştır. Yani bunları konuşmuş, bu sözlerin etrafında bezenmiş;<br>başkalarına nakletmiş… Ondan ona, bize kadar gelmiştir. Yoksa Hocanın sözleri meclis zaptı<br>gibi kayda geçmiş değildir. Buna göre Hocanın fıkralarında şu unsurlar vardır:<br>Karısı &#8211; oğlu &#8211; eşeği &#8211; komşuları ve cemiyeti &#8211; Kadılığı, hükümet, Timurlenk yani<br>hükümdar.<br>Daha evvel izah ettiğimiz gibi Nasrettin Hoca, Timur&#8217;la muasır (çağdaş) değildir; ama<br>bu iki tarihi şahsiyeti Hocanın fıkraları bir araya getirmiştir. O kadar iyi getirmiştir ki artık bunları<br>birbirinden ayırmak mümkün olamamaktadır.<br>Meselâ şu fıkra vardır:<br>Timur Anadolu&#8217;yu istilâ ederken Akşehir halkı telâşlanmışlar. Hocaya gelip:<br>— Aman Hoca! Bu adam geliyor.. yakıp yıkıyor. Ne olursa senden olur. Sen bizi şunun<br>şerrinden kurtar..<br>Diye yalvarmışlar. Hoca biraz nazlandıktan sonra razı olmuş.. o sıralarda da Timur<br>Akşehir civarına karargâh kurmuş.. Hoca:<br>— Bana bir cesur adam bulun! Timur&#8217;a göndereceğim demiş! Her zaman olduğu gibi:<br>— Deli İsmail mi, Deli İbrahim mi? birini bulmuşlar..<br>— Git; Timur&#8217;un yanına gir! Nasrettin Hoca selâm etti. 24 saate kadar buradan çekilirse<br>çekilir, çekilmezse ben bilirim ne yapacağımı! dedi, de! diye adamı göndermiş..<br>Herif gitmiş.. ilk teşebbüsünde Timur&#8217;un yanına yaklaşamamış.. hemen sepetlemişler..<br>geri gelmiş. Hocaya söylemiş. Hoca:<br>— Ben sana ne dedimse öyle yap! İçeri girmek için diren!<br>Demiş, tekrar göndermiş.. Hocanın elçisi bu sefer ancak Timur&#8217;un otağının yanına<br>kadar gelmiş; ama gene kovmuşlar.. içeri sokmamışlar.. geri dönmüş.. Hoca tekrar ısrar etmiş:<br>— Oğul! İçeri gireceksin.. ne pahasına olursa olsun! dediklerimi söyliyeceksin.. diye<br>adamı tekrar göndermiş.. bu sefer biçareyi Timur&#8217;un kapısının önünde döverlerken Timur</p>



<p>görmüş:<br>— Nedir o? Kim bu? diye sormuş.. adamı getirmişler..<br>— Ne istersin?<br>— Efendim! Beni Akşehir&#8217;den Nasrettin Hoca gönderdi.. 24 saate kadar buradan<br>giderse gider, gitmezse ben bilirim ne yapacağımı! dedi.. ben de bunu sana demek için geldim..<br>içeri koymuyorlar.<br>— Kim bu Nasrettin Hoca! Alıverin şunu bana! diye emretmiş.<br>Hemen herifle beraber Akşehir&#8217;e süvariler gelmiş.. Hocayı bulmuşlar..<br>— Hadi seni Timur Han ister, demişler.. Hoca ağır ağır heybesini almış.. eşeğine<br>binmiş.. süvarilerin ardına düşmüş. Timur&#8217;un karargâhına varmış.. eşekten inmiş.. heybesini<br>almış.. hemen fütursuz otağa girmiş.. selâm vermiş..<br>Şöyle! bir yana oturmuş..<br>Timur, böyle habersiz, izinsiz birinin yanına girmesine öfkelenmiş.. sert sert sormuş:<br>— Sen kimsin?<br>— Nasrettin Hoca!<br>— Kim?..<br>— Akşehir&#8217;den Nasrettin Hoca!<br>O sırada yaverleri de gelip işi anlatınca…<br>— Haa! Sen misin o bana 24 saate kadar çekilip giderse gider, gitmezse ben bilirim ne<br>yapacağımı, diyen adam?<br>— Evet beyim! Benim onu diyen..<br>— Gitmiyeceğim be herif! Ne yapacaksın bakalım.<br>— Ne yapacağım? Sen gitmezsen heybeyi alıp ben gideceğim.. deyince Timur<br>gülmüş.. ve rivayet odur ki Akşehir talandan kurtulmuş…<br>Şimdi bu fıkrayı feda etmeden Timur&#8217;la, Hocayı birbirinden nasıl ayırırsınız..<br>Hocanın fıkralarında zaviye çok geniştir. Meselâ bektaşi fıkraları yalnız imam, taassup,<br>din, cami gibi mevzularla alâkadardır. Hocanınki çok daha geniş konulara, hattâ her konuya<br>dokunur.<br>Ne var ki bunların hangisi Hocanın olduğunu tâyin için elimizde ancak Hocanın esprisi..<br>diye adlandırabileceğimiz ölçüden başka mikyas yoktur. Fıkranın çok eskidenberi Hocaya isnat<br>edilmiş olması da bir şey ifade etmez. Kaldı ki bence, Hoca mizah yoluyla bir «felsefe okulu»<br>kurmuştur. Onun esprisine uygun olarak söylenmiş olan sözleri de Hocaya hiç değilse onun<br>ekolüne yormak ve mal etmek hata olmaz.<br>Şimdi Hocanın fıkralarını şöyle bir eleyelim; meselâ:<br>Hoca kimseye minnet etmez bir adamdır. Bunun en kuvvetli delili.. derede abdest<br>almış.. tam ayaklarını yıkıyacağı sırada pabucu suya düşmüş. Suyun akıntısı pabucu götürmeye<br>başlayınca hemen:<br>— Al abdestini, ver pabucumu! diye yellenmiş.<br>Bu fıkra minnetsizlik için alem olmuştur. Dillerde dolaşır durur. Ve devam edelim: Hoca;</p>



<p>gerçek sever adamdır. Hani:<br>Eşeğe binmek için atlamış, fakat binemeyince:<br>— Ah ihtiyarlık! diye bunu yaşlılığa yormuş. Sonra gene kendi kendine:<br>— Ben senin gençliğini de bilirim! diye hakikati, yani oldum olası eşeğe iyi binemediğini<br>itiraf etmiştir.<br>Mutedil adamdır. Taşkınlık ve ifrat taraftarı değildir.<br>Hani bir kır yolunda giderken, ağzına tıkaç vurulmuş bir çeşmeye gelmiş. Uğraşa<br>uğraşa tıkacı çıkarınca bir su fışkırmış ki; üstü başı sırsıklam olmuş.. hemen tıkacı yerine<br>sokmuş ve:<br>— Tevekkeli seni böyle tıkamamışlar! demiş.<br>Hoca hayattan memnun olmak taraftarıdır. Bir gün vaaz ederken:<br>— Ey cemaat Allaha şükredin ki deveye kanat vermemiş. Yoksa damlarınız başınıza<br>çökerdi, diye onları hallerinden memnun olmaya dâvet etmiştir. Gerçekten bir çok şey vardır ki<br>onların olması veya olmaması insanları ters taraftan memnun eder.<br>Hocanın kurnazlığa da pek tahammülü yoktur. Evvelki yazılardan birinde karısının, eti<br>kedi yedi demesi üzerine kediyi tartıp:<br>— Bu iki okka kedi.. hani yediği et? (Yahut şu iki okka bizim et; hani ya sarı kedi?) diye<br>sorması açıkgözlülüğünü gösterir bir fıkradır.<br>Hoca, hocalıkta bile müteassıp değildir. Hocanın tedris hayatında talebesine «Kudûrî»<br>ismindeki Arapça din kitabını okuttuğu tevatür halindedir. (Ben bu kitabı okudum) Bir gün<br>Hocanın çocuğu çok ağlıyor ve bir türlü uyumuyormuş. Karısı:<br>— Efendi! Şu çocuğa bir dua oku! Bir nefes et de biraz sükûnet bulsun, uyusun! demiş.<br>Hoca da Kudûrî kitabını alıp okumaya başlamış.. kadın sormuş:<br>— Nedir o okuduğun efendi?<br>— Kudûrî okuyorum.<br>— Aman efendi, beş aylık çocuk Kudûrî&#8217;den ne anlar?<br>— Hanım! Ben bu kitabı camide okurken otuz yaşındaki adamlar uyuyor, beş aylık<br>çocuk dayanır mı? Şimdi uyur, diye derslerinde talebesinin uyuduğunu anlatmak istemiştir.<br>Hangi üstadımız, kendi dersinde talebenin uyuduğunu itiraf eder. Hele din dersinde?<br>Haa! Hocanın rakamlara ve istatistiklere karşı alerjisi vardır. Onlara pek güvenmez.<br>Biliyorsunuz.. O zaman takvim yok! Ayın gün hesabını bilmek için bir çömleğe her gün<br>bir küçük taş atarmış. Bunu gören bir muzip çömleğe bir avuç çakıl atmış.. gün gelmiş ki Hocaya<br>birisi:<br>— Bugün ayın kaçı? diye soracak olmuş. O da çömleği döküp saydıktan sonra:<br>— Kırk ikisi! demiş. Adam:<br>Aylar otuz çeker; hiç kırk iki olur mu? deyince:<br>— Ben gene insaflı söyledim. Bizim çömlek hesabına bakarsan 68 i olmak lâzım!<br>cevabını vermiş. Anlarsınız ya!<br>Hoca en uzak ihtimalleri bile hesaba katmak isteyen bir iyimserdir.</p>



<p>Göle maya katarken:<br>— Hiç göl maya tutar mı? diye sorana:<br>— Ya bir de tutarsa! cevabını vermesi bunun delilidir.<br>Halkın gösterişe olan itibarını da iğreti kürk giyip gittiği ziyafetlerde:<br>— Ye kürküm, ye! demesi ile gösterir.<br>Her hâdiseye göre ayrı tedbir gerektiğini:<br>— Gözüm ağrıyor, Hocam. Ne yapayım? diyene:<br>— Geçende benim dişim ağrıdı, çıkarttım. Sen bilirsin! demesi taraftan bir imâdır.<br>İş görüyorüm diye görünen, boşuna çalışanların çabalariyle alay eder. Meselâ bir gün<br>evinin önünde bir şey ararken görenler:<br>— Ne arıyorsun Hoca? diye sormuşlar:<br>— Mührümü kaybetmiştim. Onu arıyorum.<br>— Nerede kaybettin?<br>— İçeri avluda..<br>— E burada ne arıyorsun, avluda düşürdüğün mührü?<br>— Avlu karanlık! Göz gözü görmüyor. Burası daha aydınlık da ondan.<br>Terbiyeli adamdır: Yüzüne karşı insanı tekzip etmeye dayanamaz. Yukarıda:<br>— Şu ak sakalımla bana inanmıyorsun da, içerideki eşeğin sözüne inanıyorsun! lâfı<br>bunu gösterir.<br>Kimse kimsenin çektiği zahmeti bilmez olduğuna inanmıştır.<br>Sapanın kayışı kopup da yerine sarığın tülbendini bağlıyarak o da kopunca; tülbende:<br>— Düdüğüm! Gör kayışın ne çektiğini! deyivermesi gibi..<br>Yani, her fıkradan bir çizgi ilâve edersek Hocayı hattâ bugünkü mânasiyle medeni,<br>müsamahalı, nüktedan, insan bir kimse olarak karşımızda canlandırırız.<br>İnsanın doğuştan menfaatperest olduğunu, çocuk doğurtmak için, karısının önüne<br>cevizler dökmesi ve bunun sebebini soranlara:<br>— Şimdi cevizi görünce çıkıverirler. Merak etmeyin! demesi delil değil midir? Ve<br>nihayet insan zaaflarını bir hakikat olarak kabul etmektedir.<br>— 100 yaşında adamın çocuğu olur mu? diyenlere:<br>— Genç komşusu olursa olur, cevabını vermesi onun bu inancını kâfi kuvvette gösterir.<br>Ölmeyi hiç sevmez. Ne demişler?<br>— Hoca cenaze giderken tabutun ne tarafında olmalı? sualine:<br>— İçinde olma da ne tarafında olursan ol! cevabını vermesi hayata verdiği kıymeti ne<br>kadar güzel ifade etmiştir.<br>Çoktur ve uzundur bu etüdler.. her fıkradan -dediğim gibi &#8211; bir çizgi parçası alabiliriz..</p>



<p>bunu bir tek kimsenin yapması olabilir.. ama acaba bir Nasrettin Hoca enstitüsü veya semineri<br>yapsak da.. bu fıkraları birer birer ele alıp Hocayı emece ile çizsek nasıl olur? Galiba bu iş<br>Edebiyat Fakültelerine düşecek bir ilmi çalışma mevzuudur.</p>



<p>B. F.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://felek.org/hoca-nasil-bir-adamdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hocayı anmak</title>
		<link>http://felek.org/hocayi-anmak/</link>
					<comments>http://felek.org/hocayi-anmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 17:37:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7511</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet<br>Yayın Tarihi: 06.07.1964<br>Sayfa: 6<br>Nasreddin Hoca</p>



<p>Hocayı anmak</p>



<p>Bir ara &#8211; 20 sene var, belki de daha fazla &#8211; ben Halkevlerinde konferanslar verirdim.<br>İstanbul&#8217;un hemen her semtinde, civar şehirlerdeki Halkevlerinde konuştum. Bizim halkın<br>konferans dinlemeyeceği kanaatinin yanlış olduğunu gördüm. Mesele, halka bir şey<br>dinletebilmektir. Öyle konferanslar oldu ki; bir kaç kere tekrarladık..<br>Bu arada zannederim 1943 senesi yazın ilk günlerinde, Zonguldak ve Karabük&#8217;te de<br>konferanslar vermiştim. Bunlardan birinin mevzuu «Nasreddin Hoca» idi.. Şimdi o günleri<br>hatırlıyorum. Halk bu mevzu ile ne kadar alâkalanmıştı.. Çünkü o konferanslarda ben<br>Hocanın şemailini, şahsiyetini çizmeye çalışmıştım.<br>Biliyorsunuz, Hoca hakkında mevsuk (belgeye dayalı) denebilecek elde hiçbir şey<br>yok.. Ne hangi tarihte doğduğu, ne hangi tarihte öldüğü malum. Türbesinin de çok sonra<br>yapıldığı biliniyor.<br>Nasreddin Hoca hakkındaki eserler yani bu işin vesikaları Hocanın yaşadığı tarihe<br>göre çok yeni.. Bunlardan alınacak şey pek az.. Olsa olsa o günlerden bugünlere dillerde<br>dolaşan fıkralarını, lâtifelerini ele alarak Hocayı o çizgilerin içinde yaşatmak kalıyordu..<br>Konferanslar bunun bir safhası olmuştu. Herkes kitap okumaz. Nasreddin Hoca<br>fıkralarını &#8211; fıkra kitabı &#8211; halinde okumakta bence bir fayda tasavvur edilemezdi. Halbuki<br>adamın fıkraları bir çok dillere çevrilmiş, hatta Türkiye hudutlarını aşarak Balkanlarda halk<br>diline düşmüş olduğu için Hoca bir tarihi sima olmaktan ziyade yaşayan bir &#8216;şahsiyet&#8217; olarak<br>önümüzde duruyordu.<br>Bizim için yapılacak şey bu şahsiyetin çizgilerini çizmek ve aramızda yerini bulup<br>yaşatmaktan ileri gidemezdi. Ben şahsım namına buna çalıştım. Ve bu yolun Nasreddin<br>Hocayı en iyi tanıtma ve yaşatma yolu olduğuna da inandım. Bu düşüncede iken bir<br>Nasreddin Hoca senaryosu hazırlamak teklifi karşısında kaldım.. — Ba da yeni bir şey değil<br>ya!.. — Doğrusu Nasreddin Hocayı — bence sezilen — şahsiyeti dışında bir işe koşmak<br>zoruma gitti. Bir kere sinema bir hareket sanatı idi. Hocanın fıkraları ise daha ziyade söze,<br>nükteye dayanan kıymetlerdi.<br>Böyle bir senaryo yazmak için ya Hocaya hayatında yapmadığı şeyleri yaptırmak<br>yahut birbirleriyle az çok münasebetli fıkraları biribirine bağlayıp bir «Fıkra kokteyli»</p>



<p>yapacaktık. Bunun da ne verebileceğini bilmiyordum. Tereddütlerimi o zaman senaryoyu<br>bana teklif eden Muhsin Ertuğrul Beye söyledim. İkinci şıkkı tercih etti. Bir senaryo hazırladık<br>ve filme çektik. Bu filmin bence en muvaffak tarafı Hoca rolünü Hazım merhumun almış ve<br>yapmış olması idi. Merhum hakikaten başlı başına bir âlem oldu ve oyunuyla Hocanın —<br>şüphesiz — ruhunu şâd etti..<br>Bir hatıra olarak yazmak isterim. Hâzım pek çalışkan bir artist değildi. Rolünü<br>ezberlemeye üşenir, iyi ezberlemez, hatta sahnede uydurur diye işitirdim. Bu film çevrilirken<br>buna şahit oldum. Filmde bir mahalle mektebi sahnesi vardı. Hazım orada hocalık ediyordu.<br>Çocuklara bir dua tekrarlatacak. Bu duayı hazırladık ve kendisine verdik. Basit bir şey ama<br>ezberlenmesi lazım. Film çevrilirken gördüm ki Hâzım rolünü ezberlememiş; ama kendine<br>göre bir dua okudu ve doğrusu pek de sırıtmadı.<br>Bu film ne iş yaptı? ne yapabilirdi? Hiçbir fikrim yok. Ancak yalnız Hocanın fıkralarını<br>toplamakla iyi bir senaryo yapılamayacağı kanaati bende film çevrildikten sonra büsbütün<br>kuvvetlendi.<br>Bugünkü teknik vasıtalarla belki daha iyi bir eser hazırlanabilir; ama Hocayı yalnız<br>kendi fıkraları içinde bırakmak başarı için yeterli olmaz.<br>Akşehir’de her sene yapılan festival ve bayramları ben Hocayı yaşatmak bakımından<br>ve yukarıda dediğim gibi onu tarihin bir türlü aydınlatılamayan karanlıklarından çıkarıp<br>aramızda daima yaşayan bir şahsiyet haline getirme arzusu yönünden pek yerinde bulurum.<br>Programında Hocayı — belki — küçülten bazı gösterilerin bulunuşu, rötuşu mümkün<br>aksaklıklardır. Elverir ki bu an&#8217;ane yerleşsin.. Hatta yavaş yavaş yalnız Akşehir’de değil —<br>hangi tarihte yapılıyorsa — muhtelif şehirlerimizde de bir Nasreddin Hoca Günü doğsun..<br>Benzetmek benzetmemek bir tarafa.. Ben Hocayı Türklerin bir Noel Babası gibi her eve giren<br>çıkan bir aile hamisi — insan bir insan — bir filozof olarak görürüm.<br>Her zaman söylemişimdir; maalesef Nasreddin Hocayı bir komik, bir tuhaf ve nekre<br>adam olarak sananlar çoktur ve onu böyle yaymışlardır. Bu yönden bakılırsa Hoca yavan; ve<br>alelâde hatta bazan soğuk bir adam olur. Öyle değildir. Hoca mükemmel bir hamoriste&#8217;dir.<br>Mizahcıdır. Her şeyle alay eder. Kendisiyle, karısiyle, halkiyle, hükümetiyle, hükümdariyle<br>bile.<br>Böyle bir adamı alelade bir ‘minder tuhafı’ haline getirmek günahtır; günah olur.<br>Adamın bazan anormal hareketleri olmuştur. Meselâ eşeğe ters binmiştir. Kaç kişi benden,<br>«Hocanın eşeğe neden ters bindigini» izah etmemi istemiştir. Ben Hoca değilim ki bileyim?.<br>Her harekete de ya bir tuhaflık veya bir başka mâna vermeye hakkımız yok.. Fantezi olsun<br>diye binmiş olabilir.. Buna mâna vermeye çalışılmaz.<br>Hoca — rivayete göre — Sivrihisar’ın bir köyünde imamlık eden Abdullah isminde<br>birinin oğludur. Akşehir’e sonradan gitmiştir.</p>



<p>605 Hicrisinde doğduğu da rivayet ediliyor. Akşehir’deki mezar taşında ölüm tarihi<br>386 yazılıdır. Bunun, Arapça yazmaya aIışık birisi tarafından 683 yazmak için sağdan sola<br>yazıldığını zannetmekten başka, izahı kabil değiIdir. Hocanın fıkraları ve hayatı hakkındaki<br>rivayetlerin bazı tarihî hakikatlerle çelişme halinde olduğunu da gizlemeye lüzum yok. Bir<br>kere fıkraların hangisi mevsuktur (doğruluğu kanıtlanmış olan), hangisi degildir. Bunu tesbit<br>etmek kabil değil; ama Timur’la olan görüşmelerine ait pek çok fıkrası vardır. Halbuki şu<br>yukarıdaki tarihler doğru ise Nasreddin Hoca Timur’dan yüz yıl kadar öncedir; ama Timur’u<br>ortadan kaldırırsak Hocanın pek güzel fıkraları boşta kalır. Bence bunun izah şekli Hocanın<br>vaktiyle zamanının beyleri hakkındaki sözlerini Timur’a karşı söylemiş diye rivayet<br>değiştirmişler; yahut Timur’a karşı birçok tenkit ve hicivleri, Hocanın ağzından<br>söyletmişlerdir.<br>Ne olursa olsun Hoca medeni cesaret sahibi bir adam, zeki, çalışkan, bir halk çocuğu<br>ve filozofudur. Kendisini kaba sofu evliya, ermiş zannetmek de onun için bir kıymet ifade<br>etmez. Çünkü evvelâ böyle bir kimse değildir. Sonra da beşer üstü bir Allahlık haline gelince;<br>şahsi meziyetleri ve medenî cesaretleri, bir meziyet olmaktan çıkar.<br>Hocayı sevenler ve onu anlamak, dinlemek isteyenler bence yukarıda dediğim gibi<br>aramızda yaşayan, her gün konuştuğumuz bir dost olarak düşünmeli, hatırlamalı. Zaman<br>zaman benim yaptığım gibi onunla hasbihal bile etmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://felek.org/hocayi-anmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merhaba Hoca Efendi</title>
		<link>http://felek.org/merhaba-hoca-efendi/</link>
					<comments>http://felek.org/merhaba-hoca-efendi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 17:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://felek.org/?p=7509</guid>

					<description><![CDATA[ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet<br>Yayın Tarihi: 05.07.1964<br>Nasrettin Hoca</p>



<p>Merhaba Hoca Efendi</p>



<p>Hani «Hoca merhum» demeye bile insanın dili varmıyor. Nasrettin Hoca o kadar canlı<br>olarak aramızda yaşıyor ki!<br>Bu yazıya şöyle girmem yakışır.<br>Festival vesilesiyle Akşehir&#8217;deyim. Röportaj yapıyorum:<br>Hocanın oturduğu yeri soruyorum… Salık veriyorlar.<br>— Camiin yanından sap! Köşedeki ev değil, onun yanındaki..<br>Varıyorum eve.. dolma dedikleri arası kerpiçle örülmüş bir katlı Anadolu evi.. alt katı<br>ahır.. bir cumba.. bir kalın baca.. ve üzerinde bir leylek yuvası.. yanında bir küçük bahçe..<br>yaprakları tozlu bir kaç ağaç.. kapı tokmaklı.. vuruyorum.. bir kadıncağız sesleniyor..<br>— Kim o?<br>— Hoca Efendi evde mi?<br>— Bu vakit Hoca Efendi evde olur mu?<br>— Nerede bulurum acaba?<br>— Bir yol mektebe bak; bulamazsan kahveye bak!<br>Kahve kalabalık.. ikindi sıcağından kaçmak için çardak altına toplanmışlar.. selâm<br>verip giriyorum..<br>— Nasrettin Hocayı aradım.. buralarda mıdır?..<br>Gürce bir ses cevap veriyor:<br>— Tanır mısın Hocayı?<br>— Hayır tanımam, İstanbul&#8217;dan geliyorum da…<br>— Gel öyle ise yanıma evlât! Nasrettin Hoca benim..<br>Elini öpmek istiyorum.</p>



<p>— Berhüdar ol! El öpenin çok olsun.. merhaba! Hoş geldin.. adını bağışlar mısın?<br>— Burhan.. Burhan Felek!<br>— Duymuşluğumuz yok! Göbek adın nedir?<br>— Mehmet.. adım aslında Mehmet Burhanettin&#8217;dir. Felek, soyadımdır.. malum ya!<br>Kanun çıkınca herkes bir ad aldı…<br>— İyi oldu.. herkesin gönlünde yatan aslan belli oldu.. oğlum Ali! Bak İstanbul&#8217;dan<br>misafir gelmiş.. bir iyi kahve pişir.<br>— Teşekkür ederim. Ben kahve tiryakisi değilim!<br>— Biz de değiliz ama arasıra içeriz.<br>— Sizinle görüşmeyi çok arzu ederdim. Nasip bu sefer imiş..<br>— Nideceksin görüşüp ahbap?<br>— Sizin lâtifelerinize, hikâyelerinize, nüktelerinize hepimiz hayranız…<br>Güldü<br>— Hayransınız ha!!<br>— Evet! Her gün her vesileyle tekrarlarız.<br>— Behey ocağı tütesiler! Bu kadar hayransınız da bizim adımızı andırmak için nittiniz<br>şimdiye dek? Doğru dürüst bir kitabımızı dahi basmadınız.. aldınız sözlerimizi ters anladınız,<br>ters yazdınız. Demediklerimizi dedirttiniz, yemediklerimizi yedirttiniz…<br>— Kusura bakmayın! Siz üstadsınız.. küçüklerin kusuruna bakmazsınız…<br>— Bakmayız, bakmayız tasalanma! Hoş görürüz, ama siz beni şaklaban, nekre,<br>hokkabaz, şuhedebaz mı sanırsız? Beni tuhaflık eder kimse mi sayarsız?<br>— Hah! İşte ben bunun için geldim efendi hazretleri. Biz sizi bir türlü tanıyamadık…<br>— Tanıyamadınız ya!<br>— Ama bu yalnız bizim kusurumuz mu? Siz de bize ne bıraktınız? Hangi eserinizi?<br>— Haa! Çocuğum.. ben size eser bırakmadım, müessirini (etkilenecekleri) bıraktım..<br>kendimi bıraktım. Ama siz beni anlayamadınız. Neyliyeyim?<br>— Bundan sonra anlamaya çalışacağız.<br>— Korkarım geç kalmış olmayasınız..</p>



<p>Ve böylece konuşurken ayağa kalktı…<br>— Buyurun şöyle bir dolaşıp fakirhaneye gideriz.<br>— Aman Hocam.. ben size ağırlık olmayayım. Ben misafirhanede kalırım.<br>— Gel hele! Hamdolsun yiyecek bir lolmamız vardır. Bizim ev uşağı iyi yemek pişirir.<br>— Görüştük!<br>— Nerede görüştünüz?<br>— Buraya gelmeden evvel sizin eve uğradımdı..<br>— İyidir, hoştur huyu biraz gevezedir. Yoksam…<br>O sırada birisi sokulur:<br>— Merhaba Hoca Efendi!<br>— Merhaba evlât!<br>— Bir müşkülüm var.. (Cebinden bir mektup çıkararak) İran&#8217;dan geldi.. kimse<br>okuyamadı.. şu mektubumu okur musunuz?<br>Hoca mektubu alır.. bakar:<br>— Mektup Iyi yazılmamış.. ben de çıkaramadım…<br>— Yazıklar olsun Hocam.. ben da seni bir âlim adam sanmıştım.. başında koskoca<br>kavukla bir mektubu okuyamıyordun!<br>— Keramet kavukta ise, al kavuğu sen giy de sen oku!<br>Diyerek kavuğu uzatınca adam uzaklaşır..<br>— Acayip âlemde yaşarız. Her kavukluyu hoca sanırlar. İki arşın bez parçasını herkes<br>başına sarar.. marifet sarığı doldurmakta degil, kafayı doldurmaktadır. Hadi buyurun…<br>Diyerek içeri girdik.. Ahırda eşek.. kulaklarını sallayarak dinleniyordu..<br>— Çok severim bu karakaçanı. Bana çok hizmeti dokanır. Eşek eşek derler ya! Oğul<br>sen sen ol sakın eşek lâfına kızma! Çok defa şu eşek, senden benden daha akıllıdır. Ben<br>tecrübesini yapmışımdır..<br>O sırada kapı çalınır.. birisi seslenir…<br>— Hoca Efendi, Hoca Efendi!<br>Hoca kapıyı aralık edip:</p>



<p>— Ne var?<br>— Kuzum Hoca Efendi! Şu senin eşeği bana bir saat için verir misin?<br>— Eşek burada değil evlât. Oduna gitti.<br>Aksilik.. o sırada eşek anırmaya başlayınca adam sırıtarak:<br>— Hoca Efendi! Sana yalan söylemek yakışır mı? $u hale bak! Sen eşek burada yok<br>derken içeriden eşek anırıyor.<br>— Teessüf ederim. Şu ak sakalımla bana inanmazsın, gider eşeğe inanırsın! Hey gidi<br>zamane adamları…<br>Adam gider. Hoca gülümser..<br>O sırada eşek anırmaya devam eder. Gidip kulağını eşeğe verir.. dinler ve güler.<br>Ben sorarım:<br>— Niye güldünüz Hoca Efendi?<br>— Eşeğin lâfına güldüm..<br>— Lâf mı etti..<br>— Evet! Dedi ki: aman beni yabancıya verme! Az yavaşlayınca benim kulağıma<br>kulağıma vurur, senin de anana söver.. doğrudur. Oğul! El elin malını böyle kullanır..<br>Seslendi:<br>— Yahu! Misafir getirdik! İstanbul&#8217;dan.. sen bize öğleyin gönderdiğim eti pişirirsin!<br>— Hangi eti Efendi!<br>— Aman yahu! Öğleyin iki okka et gönderdimdi ya!<br>— Ha! Onu kedi yedi Efendi!<br>— Hangi kedi?<br>— Bizim sarı kedi..<br>— Allah Allah! Hanım sarı kedinin kendi iki okka.. ya yediği iki okka et nerede?<br>— Aman Efendi? Sen de ince eler, sık dokursun!.<br>— Hele hele.. deyiver bakalım doğrusunu…<br>— Öğleye misafir geldi de ona pişiriverdim.</p>



<p>— Ha şöyle doğrusunu söyle! Bana lololo olmaz.. destur..<br>Ve biz içeri girdik.. serin bir köy odası.. aşağıdan hafif tavla kokusu geliyor.. o sırada<br>kapı çalındı.. Hoca pencereden baktıktan sonra hemen geri çekildi. Karısına pes perdeden:<br>— Beni ararlarsa evde yok! de!<br>Kadın kapıyı açar:<br>— Ne istiyorsunuz?<br>— Hoca efendi burada mı?<br>— Evde yok!<br>— Öyle mi?<br>— Evet! Bir şey mi diyecektiniz?<br>— Selâm söyleyin! Bir daha dışarı çıkarken başını evde unutmasın!<br>Bu sözleri benimle beraber işiten Hocanın yüzüne baktım.. güldü:<br>— Neylersin evlât! Elin ağzı torba değil ki çekip büzesin!.. Hele şöyle biraz dinlen!<br>dedi ve çekildi.<br>Bence Hoca budur. Haliyle, tavriyle ve sözleriyle.. görüyorsunuz ki; böyle bir röportajı<br>hiç de yadırgamıyoruz. Çünkü Nasrettin Hoca, bir kitap, bir eser, bir roman değil.. yedi asırdır<br>yaşamakta olan bir şahsiyettir. Olduğu yerde yakalar konuşursunuz, konuşabilirsiniz; şu<br>benim yaptığım gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://felek.org/merhaba-hoca-efendi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
