Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Büyük bestekârımız Itri

Büyük bestekârımız Itri

İstanbul Konservatuarı beğenmeye çok değer bir teşebbüse girişerek Türk musiki üstadları adına her ayın ilk salı akşamı birer «tarihi konser» tertibine başladı.

Musiki gibi milletin mizacını şekillendiren başlıca bir unsura hizmet bakımından başka, halkın zevk ve ihtiyacına da cevab veren bu teşebbüsü şahsen ben gerçekten takdire seza bulmuştum.

Bu konserlerin dördüncüsü yarın akşam İstanbul Şehir Tiyatrosu Komedi kısmında büyük bestekârımız «Itri» nin şaheserlerine tahsis edilmiştir.

Ben bu parçaların son provasında bulundum ve bu büyük san’atkârımızın musiki dehası önünde kendimden geçtim. Sesleri sözleştiren ve nağmelerle görüşen bu adamın eserlerindeki ifade kudreti, rengârenklik, kâh azamet kâh tevazu ne ilâhi bir şeydi!

Itri, mahlasını almış olan Buhuri Zade Mustafa Efendi, İstanbul’da, Silivrikapısı ile Cerrahpaşa arasında Yaylak adı verilen semtte oturmuştur.

Hafız, şair ve mütefennin (münevver fen adamı) bir zattı. Mevlevi tarikatine salik olup ney çalar ve talik yazı yazardı. Evliya Çelebi kendisinden bahsederken «sahib-i beste üstadı kâmil bir zat-ı şerifti» der.

Dördüncü Sultan Mehmed huzurunda bir çok fasıllar okumuş, Padişahın takdirini kazanarak Esirciyan kâhyalığına tayin edilmişti.

1124 hicri, yani 1712 milâdî yılında sekseni geçkin olarak vefat etmiştir. Mezarı malûm değildir. Gerçi ona izafe edilen bir mezar vardır ama Itri’nin olduğu muhakkak değildir. Çünkü Saray Tezkiresi’nde( kayıt altına alınmış eserler) Topkapı Dervişan mezarlığında medfun (defnedilmiş) olduğu yazılı olmasına rağmen kabri orada bulunamamıştır.

Itri’nin en büyük vasfı, musikimizi yabancı tesirlerden kurtarıp bu yolda tam Türk bir eda, bir ifade ve bir üslûb ibda etmiş olmasıdır.

Seslerin dalgalanışında daima artan heybet ve istiğrak (dünyayı unutup kendinden geçmek), eserlerindeki ifade azamet ve kudreti bunun en belli başlı tezahürüdür.

1660 ile 1710 arasındaki yarım asra Türk musikisinin “altın devri” diyebiliriz. Devletin en ihtişamlı devri, Viyana seferinden evvel ve sonraya düşen bu elli, altmış yıla sıkışmıştır.

İşte, Türk musikisi bu devirde tamamen millileşmiş, ırk ve diyarımıza hâs ve saf bir mahiyet almıştır. Bu devirde yaşamış altmış kadar Türk bestekârının en önlerinde Itri, Seyyid Nuh ve Hafız Post gelir ki, Itri bunların ortasında bir güneş gibi parlamaktadır.

Nasıl şiirin Baki’de, hattın Şeyh Hamdullah’ta ve mimarinin Sinan’da harikulâde bir elle yuğrulduğu görülüyorsa, Itri’de de bestekârlığı dehayı andıran bir çeşni sezilir. Bu itibarla onu İsmail Dede’nin yanında bile bütün bestekârlarımızın en büyük timsali olarak görmek zarureti vardır.

Itri’nin bin kadar eserinden notasızlık sebebiyle elimize maalesef ancak yirmi kadarı gelebilmiştir. Bunların içinde de en marufIarı: Nevakâr, Naat, bestekâr besteler, Ağır Yürük Semailer, Segâh âyin ve Bayatî fasıllarıdır.

Üstadın en ilahî eseri olarak “tekbiri” ile sabah ezanlarındaki “essalâtı” zikretmek lâzımdır.

Itri, bir taraftan en ulvî dini eserler bestelerken, diğer taraftan muhtelif eserleriyle de milletin şevk ve hüznünü terennüm etmiştir.

Itri’nin bestelerini tetkik edenler kolayca görürler ki, musikimiz onun şahsında tam kemalini bulmuştur. Ellerinde zerre kadar maraziliğe tesadüf edilmez. Bilâkis ırkımızın isabet ve salâbet (metanet, sağlamlık) ve sıhhati ve şevkin, atılışın adeta muzaffer sesleri sezilir.

Cumhuriyet 05.01.1942

Hadiseler Arasında Felek