Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Devlet işleri ve adamları (Milliyet)

Devlet işleri ve adamları (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 06.08.1971

Sayfa: 2

DEVLET İŞLERİ ve ADAMLARI

Devlet işleri her yerde aynıdır. Devlet işleri demek halkın idaresi demektir. Rejimin şekline göre bu idare sert olur, yumuşak olur. Ama mutlaka disiplinli mutlaka programlı, mutlaka devamlı, mutlaka halkın ve şahsın fikir ve meyline nazaran apolitik ve herhalde çalışkan ve kifayetli yâni yaptığı işin ehli olur. Durmuş oturmuş memleketlerde bu böyledir. Ve devlet mekanizması bu esaslara göre kurulmuştur. Kimisi sadedir, çoğu çetrefildir. Ama yerleşmiştir. Kanunuyla, örfiyle, âdetiyle, tüzüğüyle, âmiriyle, memuruyla… oturmuştur. İktidarın değişmesi, bakanın, müsteşarın, umum müdürün, hattâ cumhurbaşkanının değişmesi ona tesir etmez. O, devlettir. Yâni müessesedir. Ve büyük, muntazam bir müessesenin bütün unsur ve vasıflarına sahiptir. Bu mekanizmada ara sıra yapılan reformlar ve tadiller (düzeltiler), ıslahlar esası bozmaz, daha da iyileştirir. Yâni makineyi daha iyi işler bir hale getirir.

Onun için oralarda devlet adamları sadece politiktir; ne tekniktir, ne idareci… Başına geçtiği devlet hizmeti şubesinin kendi partisine veya katıldığı hükûmetin anlayışına göre politikasını güder. Diyelim ki Ulaştırma Bakanı, ticaret filosunun hizmeti hakkında bir değişiklik yapsa Denizyolları İdaresi baştan aşağı değişmez. Çalışma sistemi aynı olur. Ama hizmetin istikameti değişir. Yâni bir matbaa makinesinde kitap basılır. Şu boyda veya bu boyda basılır. Ama baskı sistemi, saati, enerji çeşidi değişmez. Hatta meselâ baskı makinesi tamamen sistem bakımından değişse dahi, kadro ve çalışma sistemi değişmez.

Türkiye’de İkinci Meşrutiyet’ten bu yana hâlâ devlet mekanizması kurulamamıştır. Hâlâ bugün dahi Osmanlı devrinden kalma kanunlarımız, usullerimiz vardır. Bu devletin devamlılığı ve halkın rahatlığı bakımından faydalı bir şeydir ama bütün zaman ve zemin, vasıta ve usul ölçüleri, hatta dilimiz ve yazma değişmişken, o eski mevzuatla iş görmek işleri zorlaştırmıştır. Türkiye’de 60 senedir devlet kurulamadığı, devlet mefhumunun (kavramının) anlaşmasında ve devletin illet-i vücudunda da birleşilememiştir.

Türkiye’de bu seferkiyle dördüncü defadır ki Anayasa değişmektedir. Her Anayasa değişmesi devlet bünyesinde ve hizmetlerinde değişiklik yapmaktadır. Türkiye’de 1908 Temmuz’undan beri… takvim değişmiş, devlet şekli değişmiş, millî takvim (bayramlar ve mutlu günler) sık sık değişmiş, devlet daireleri taksimatı, isimleri, cisimleri de değişmiştir. Türkiye’de önce Nezaret, sonra Vekâlet olan bu dairelerin adı şimdi Bakanlık’tır. İleride ne olacağını kimse kestiremez. Kısacası her on, on beş senede bir Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet makinesi adıyla, sanıyla, hizmetiyle, dönüş istikametiyle değişmekte, giden kötülenmekte, gelen övülmektedir. Ama bütün bunlardan halk memnun değildir. Çünkü işi daha çabuk görülmemektedir. Buna ilâve olarak bizde nazırlar, yâni bakanlar, yâni devlet servisi şefleri, başında bulunduğu dairenin en ufak işine kadar karışır. Halbuki o işin başına geleli daha bir ay olmadan büyük değişikliklere, iddialara girişir. Bu bizim memleketin bir hastalığıdır. Siyasî selahiyetle  teknik selahiyet birbirinden ayrı şeyler iken bir meclis reisi, meclisi süsleyecek tabloları seçmekte kendini selahiyetli görür. Halbuki Türkiye’de devlet mekanizması böyle her gelen «bilgiç»in ilavesiyle bir yamalı bohça, hatta bazan bir Con Ahmet Efendi makinesi haline gelmiştir. Meselâ bir vergi işinde her gün gelen, birbirini kâh bozup, kâh düzen genelgeler, mönelgeler 5-6 yüz sahife tutar. Bunu ancak o işin başında yıllarca çalışmış ve yetişmiş kimseler işletebilirler. Bunları da gelen bir vekil atar. Adam kendine göre eleman ister… Gelen eleman afallar… Kabahati geçmişe atar. Ve böylece Türkiye’de devlet işleri gitgide daha karışık, daha çapraşık hal alır… En güvendiğimiz adamlar işin içinden çıkamazlar. Tenkide uğrarlar.

Biz de en sevdiğimiz, en takdir ettiğimiz kimseleri onların ve memleketin hayrına ikaz ve yerine göre tenkit ediyoruz. Ama insaflı olalım… Bu zatların devlet adamlığı kariyeri ne kadardır? Kaç senedir, kaç aydır, kaç gündür? Çünkü Türkiye’de artık her 10-12 senede bir, kuvvet şırıngası isteyen sâlhorde (çok yaşlı) bir pir-i fâni manzarası arz etmektedir. Halbuki Atatürk’ün kurduğu genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti daha 50 yaşına erişmemiş bir delikanlıdır ve galiba bu delikanlılığın tesiriyledir ki sık sık kendini çimdikleyip uyanmaya çalışmaktadır.

Bence bütün hata, kelimeler arkasına gizlenme gayretidir. Türkiye’nin bugünkü (12 Mart Muhtırası’ndan sonraki) hedefi, solcu ve gerici olamayacak karma ekonomilere, özel sektöre görev veren, batıya açık demokratik bir millî devlet olmaktır. Buna erişmek için bütün mekanizmayı bu istikamete çevirmek şarttır. Ama manzara öyle değildir. Bu makinenin atalet kuvvetinin istikamet değiştirmedeki zorluğundan ayrı olarak bazı çarkların kendi millerine göre dönmek ve hâlâ direnmek istidadından ileri gelir bir fenomendir.

Çocuğun adını koyup ona göre büyütme kararımızı hâlâ açıkça vermiş değile benziyoruz. Bir sürü anlaşmazlıklar, anlaşamamazlıkların sebebi budur. Biz ne olacağız?

B. F.