Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

HIDIRELLEZ

HIDIRELLEZ

Milliyet

Yayın Tarihi: 06.05.1970

Sayfa: 2

HIDIRELLEZ

6 Mayıs (Rumî 23 Nisan) Hıdırellez günüdür. Bunu alaturka (yâni Arabî, Rumî ayları, fırtına ve gün dönümlerini Rûz-î Hızır, Rûz-î Kasım sayılarını yazan eski takvimler, seneyi kış ve yaz olmak üzere ikiye ayırmıştır. Kış, Rûz-î Kasım, yaz da Rûz’î Hızır diye başlar. Kasım 179 gündür, Rûz-î Hızır 186 gündür. İşte bunun başlangıcı 6 Mayıstır. Buna biz Hıdırellez demişiz. Türk mitolojisinde iki peygamberin adıdır. Hıdır ve İlyas. 6 Mayıs, ikisi de ölmezliğe kavuşmuş olan bu iki peygamberin buluştukları gündür, derler. Bu iki isim beraber söylene söylene Hıdırellez olmuştur. Aslında Hıdırellez Türklerde bahar bayramıdır, yaz bayramıdır. Hülâsa bir tabiat bayramıdır. Maalesef biz bunu zamanla kaybetmişiz. Halbuki bu bayramlar halkı tabiata, toprağa ve hayata bağlar.

Çocukluğumuzda – ki Üsküdar’da geçmiştir –  biz Hıdırellezi şimdiki Haydarpaşa Nümune Hastanesinin arkasına düşen ve Duvardibi’nden başlayıp İbrahim Ağa Çayırı’na kadar inen sahada yapardık. Hatırımda kaldığına göre Hıdırellez gününde çingeneler de bayram ederdi de onun için eğer o gün Cumaya (yâni tatil gününe) tesadüf etmezse, mektep çocuklarına izin vermezler, hatta o gün mektebe gelmeyenleri cezalandırırlardı.. Ben bunu o zaman da garip ve manasız bulurdum. Hâlâ da öyle buluyorum. Ve onun için Hıdırellez. de mutlaka çayıra giderdim..

Hıdırellez günü ne gibi eğlenceler olurdu.. O zamanın salıncakları, atlı karıncaları, tel üstünde yürüyen cambazları.. İki başlı dana, dört başlı ejderha, kesik baş kız.. Macuncular, oyuncakçılar… Ve bol bol uçurtma, uçurtma, uçurtma..

Haaa! Bir de binek eşekleri çocukların emrine âmade idi.

Ben, şimdi elektrikli pikapların dedesi olan fonografı, yâni «ses yazan âleti» ilk önce bir Hıdırellez günü Nümune Hastanesi’nin arkasında bir küçük çadıra konmuş kovanlı yâni sert balmumundan yapılmış üzeri ses iğnesinin izleyeceği incecik dairevî çizgilerle çizilmiş kısa üstüvaneden çıkan zayıf ve cızlak bir sesi kulaklarımıza soktuğumuz memelerle dinlemiştik.. Bu aşağı yukarı 65 – 70 senelik iştir. Bugün elektrikli pikap ve mini kasetli teypleri gürül gürül dinliyoruz. Bizim neslin gerek fen, gerek teknoloji, gerekse politika ve dünya coğrafyası bakımından gördüğünü hiç bir nesil görmemiştir. İyilikleri ve kötülükleri ile.

Hıdırellez hakkında bize en sahih ve yakın malûmatı Müsahibzâde Celal Bey merhum, «Eski İstanbul Yaşamı» adlı kitabında vermiştir. İslam Ansiklopedisi daha geniş malûmat vermekte ise de onunki kitaplardan alınmadır. Müsahibzâde’ninki görüp dinleyerek derlenmiş bilgilerdir. Bence daha mevsuktur (doğruluğua güvenilirdir). Çünkü ilk eldendir.

Müsahibzade bakınız ne yazıyor:

«Ecnebilerin Noel Babasına teşbih edebileceğimiz bizim de bir babamız vardır. Adına Hıdır Baba (Hıdır İlyas) deriz. Aralarında bir mukayese yaparsak benzer taraflarını, ayrılıklarını görürüz. Noel Baba kışın kar yağarken gelir. Kırmızı mantosu, püsküllü külâhı, beyaz sakalı ile bacalardan odalara girer. Çocuklara hediyeler getirir. Mumlar dikilmiş telli pullu çam dallarına, Noel ağacına, zarif oyuncaklar asar, geçer.

Bizim Hıdırellez babamız ise baharın müjdecisidir. Pembeli, sarılı, allı, morlu bahar çiçeklerinden örülmüş cübbesi vardır. Al renkli külâhına sardığı baharın çimenleri gibi zümrüt yeşili pırıl pırıl pırıldayan sarığının ucu nurlu yüzünü, ak sakalını okşar.

Daha geceden gül dallarına gümüş kuruşlar, çeyrekler (çeyrek paralar)bulunan kırmızı keseler bağlanır. Hıdırellez’in bereket getirmesi için besmelelerle açılır. Gül dibine konan toprak çömleklere her genç kız kendine ait yüzük, yüksük, düğme gibi bir şey atar. Ağzı bir yemeni ile bağlanır. Hıdırellez’in kırmızı pabuçlarını bastığı yerlerde renk renk çiçekler açılır. Elindeki değneğin dokunduğu gül fidanlarında güller biter. Bülbüller aşka gelir, dem çeker.. B

Sabahleyin bir kızın yüzüne bürümcükten bir duvak örterler. Sesi güzel kızlar birer mâni söyler. Duvaklı kız çömlekten bir niyet çeker, kısmeti çıkmayan kızların başında kilit açarlar.

O gün kuzular doldurulur. Sütler, yoğurtlar, helvalar, peynirli pideler, dolmalar yenir. Bazıları kendi bahçelerinde, bazıları da kırlara, çayırlara yayılırlar. Niyet çekilirken şu maniler söylenir:

Kalenin ardı ekin

Aldırdım elimdekin

Görenler keyfim sorar

Bilmezler kalbimdekin

*

Kaleden attım almaz

Ahım kimsede kalmaz

Ne saklarsın a güzel

Mızrak çuvala sığmaz

*

Yemenimin yeşili

Sil gözünün yaşını

Bana müjdeler olsun

Şimdi buldum eşimi.

Müsahibzâde’nin verdiği bu malûmat Hıdırellez günü Türk ailelerinde yapılan bir bahar merasimini tasvir ediyor.

Bu âdetler 30 – 40 yıl evvel İstanbul’da da yapılırdı. Ama maalesef garplılaşmak (batlılaşmak)pahasına kendi güzel âdetlerimizi bıraktık, meselâ Noel âdetini aldık. Halbuki Hıdırellez daha canlı, daha renkli ve daha Türk idi.

Müsahibzâde’nin dediği gibi o gün herkes haline göre ya kendi bağ bahçesinde, ya muayyen mesire yerlerinde ve çayırlıklarda su başlarında kuzu, dolma ve helva yerdi… Ama o zaman herkesin bir bahçesi, ve bu şehrin çayırlıkları vardı. Bu güzel âdeti canlandırsak ne güzel olur.

İnsanlar tabiatla birlikte yaşadıkça bahtiyar olurlar. Çünkü tabiat insanlığın anasıdır.

B. F.