Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Olaylar ve biz (Milliyet)

Olaylar ve biz (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 01.04.1971

Sayfa: 2

OLAYLAR ve BİZ

Buradaki «Biz»‘in gazeteciler olduğunu elbette anlamışsınızdır.  Siz aklı evvel kimselersiniz. Leb demeden leblebiyi anlarsınız…

Lâf aramızda, sanki Türkçede «leblebi»den başka «leb»‘le başlayan bir sürü söz varmış gibi..

Görüyorsunuz; bugün söze biraz da yarenlikle başlamayı uygun buldum. Çünkü aziz dostlarım… Ne desek diyelim… Biz biraz aceleci, biraz alıngan, biraz telâşlı bir milletiz.. İçimizde yaşlılar yok değil ama — ne bileyim— ya çabuk seviniyor, ya çabucak ümitsizliğe düşüyoruz. Bunda hâdiselerin de 24 saat içinde üç dört renk ve sûret değiştirmesinin payı büyük.. Ama oyuncak değil yahu! Şu Anadolu’da bin senedir duruyoruz.. Bin senedir devlet işletiyoruz. Eh biraz ağır olalım, rüzgârdan nem kapmayalım.. da işimize bakalım, ufak tefek şeylere aldırış etmeyelim.

Lâf buraya gelecek değildi. Ama acemilik işte! Benim demek istediğim şu: Türkiye’de hâdiselerin değişim ve oluşum saati bizim çalışma tempomuzun üstünde.. Yâni yetişemiyoruz olaylara!.

Gençliğimizde bir mizah denemesinde Orta Şarkta bir donanmanın medhiyesini yazmıştık.. «Aruz» vezninde ve kasîde çeşnisinde idi. Türkiye’de hâdiselerin süratini düşünürken o kasîdenin şu beyti aklıma geldi:

«200 miyle varır sür’ati sâatte hele»

«Ekseri arkada kalır çoğunun kaptâni»

 Ve biz öyle oluyoruz. Arkada kalıyoruz. Gemi gidiyor.. Yazdığımız yazıların yazılış ve basılış saatleri ne kadar yakın olursa olsun, ertesi gün çıktığı zaman hâdiseler onu geçmiş oluyor. Deli olmak bir şey değil…

Bunları kendim için söylemiyorum.. Ben nasıl olsa olayların ardından bakıyorum.. Ama günü gününe durum, yorum, hattâ haber veren arkadaşlar.. Bu sürat karşısında aksırır gibi iş görüyorlar. Gazeteler günde birkaç kalıp değiştiriyor..

Bâzı gazete idarehaneleri 4-7 arasında çalışma bakımından süratlendirilmiş bir film vizyonunu andırıyor..

Bu başka yerlerde de böyledir. Ama oralardakiler biraz daha normaldir. Bizdekiler biraz daha bellisizdir.

Daha açıkçası Türkiye’de dedikodu ve tevatür, hakikat… lerden daha geçer akça olduğundan çıkışı ve yayılışı daha süratli, daha ansız oluyor.

Bu yüzden yalnız gazeteler değil, memleket de güçlüklere, hattâ zararlara uğruyor.

Ama bu Şarkın ezelî ve ebedî hastalığıdır. Görüyorsunuz.. Bir kabine teşkili (oluşması) için yapılan iyi niyetli çabalarda neler, ne rivayetler çıkıyor. Kim çıkarıyor bunları. Sen, ben!.

Ve maalesef bu bizim milletimiz, kendi kıymetlerini kendi eliyle kirletmede, bir nevi keyif de bulur.

Bir kahvede birisi bir lâf atar.. En ciddî mehafilde(toplantı yeri misali) iki saat sonra bunun agrandismanını dinleyebilirsiniz.. Bu, bizim bir hastalığımızdır. Nice kıymetlerimizi böylelikle harap etmişiz, rezil etmişizdir.

Üstüne üstüne gidilen bâzı hassas kıymetler menfi ve ekşimiş hale geldikten başka içlerinde halden tiksinerek gayri millî olanlar da olmuştur.

Bu bizim, belki Şarktan aldığımız bir kusurumuzdur. Zararını görmüşüzdür ve göreceğimiz de muhakkaktır. Bir kıymet belirir belirmez, işi gücü bırakıp ona çamur atmaya, kirletmeye çalışırız… Sonunda bıkar ve arkasından da hayıflanırız..

Ziya Paşa’nın Terkibi bendinde bir beyti vardır. Çok eski dilde yazılmıştır. Ama mânasının hürmetine buraya geçireceğim..

«Mânendi div beççelerin iltikam eder»

«Köhne ribâtı dehr aceb âşiyânedir»

Tercüme edeyim: «Zaman köhne eski bir konak gibidir. Dev anası gibi yavrularını yemekle geçinir.»

Evet maalesef Türkiye’miz yavrularını yemekle, yok etmekle geçiniyor.. Hepimiz anamızın bu iştihasından zaman zaman can havline düşmüşüzdür.

Allah bizi bizden korusun. B. F.