Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Yarenlik

Yarenlik

Yarenlik etmeye ne kadar ihtiyacım var, bilemezsiniz. Ama dost, ahbap o kadar hayat tasasına düşmüş ki, yapacağım şakalara:

— Şimdi sırası mı? diyeceklerdir, diye korkuyorum.

Gene de kendimi bu hevesten kurtaramıyorum.

*

Her zaman yazdığımız gibi, dünyanın manzarası hiç de iç açıcı değil iken, biz de arasıra Felek’ten bir gün çalarak, yârenlik edelim diye düşündük. “BİRAZ DA YARENLİK” başlığı altında küçük Nasrettin Hoca, Bektaşi ve başka mizahî fıkralar, hadiselere uygun düşen atasözleri, artık “mesel” olmuş meşhur şiirler, kısacası yârenlik etmeye yarayan güldürücü, düşündürücü, hoşlandırıcı yazılar yazacağız.

Bunu yaparken de, her zaman kendilerinden çok faydalandığımız sevgili okuyucularımızdan da yardım isteyeceğiz.

Böylece okuyucu- gazeteci işbirliği ile “yârenlik” diye adlandırdığımız bir yayın türünü oluşturmaya çalışacağız.

Umuyoruz ki, okurlarımız da bu kararımıza katılacak ve haftada birkaç dakika “’yârenlik” etmek isteyeceklerdir.

*

Aslında biz fıkra yazarıyız. Bu fıkra sözü, şu son 40 yıl içinde bilhassa basın âleminde mânasını, şeklini, şemalini değiştirdi, bambaşka bir şey oldu.

Fıkra -bildiğiniz gibi- lugatta birkaç manaya gelir. Birisi küçük hikâye, küçük masaldır. Bektaşi fıkraları, Nasrettin Hoca fıkraları dediğimiz zaman anlaşılan mana gibi… Bir de kanun, nizam, tüzük metinlerinde maddelerin parçalarına denir. Buna “bend” de diyoruz. Üçüncüsü de belkemiği dediğimiz eski tabirle amûdi fıkari’nin parçalarıdır.

Bugün gazetelerimizde adeta “onsuz olmaz” hale gelen fıkra, baştaki manadan alınmıştır. Buna, Cumhuriyet basınında galiba ben duacınız sebep olmuşumdur. Çünkü ilk yazılarımız bugünkülerden daha mizahî, onun için de hemen her gün bir fıkrayı havi (içerir) idi. Bu fıkralardan kinaye olarak yazılarımıza “Fıkra” ve bize de “Fıkra Yazarı” adı verildi. Buna bugün ne kadar riayet ediyoruz? Orasını okurlarımız kestirsinler. Bize düşen, bu yoldan mümkün olduğu kadar ayrılmamaktır.

*

Doğrusunu isterseniz, dünyada da tuhaflık bitti galiba! Geçmişin tuhaflıkları bugün için bir şey ifade etmiyor artık…

Geçende elime bir Karagöz gazetesi koleksiyonu geçti. Bu gazetenin çıktığı devirlerde herkesi kahkahalarla güldüren tuhaflıkları, esprileri, şimdi ne kadar yavan geliyor. Bunu anlıyorum. Zamanla tuhaflıklar ve gülünecek şeyler değişiyor. Çünkü insan değişiyor. Ama nedir bu kısırlık? Her tarafta böyle. Bizde her yerden fazla durgun. Galiba güzel söze ve konuşana eskisi kadar rağbet yok. Çünkü marifet, iltifata tâbidir. O marifeti takdir eden mi azaldı, takdir etme zemin ve zamanı mı azaldı? Bilemiyorum…

BURHAN FELEK