Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Bir mektup

Bir mektup

Cumhuriyet

Yayın Tarihi: 09.11.1984

Sayfa: 2

MELİH CEVDET ANDAY

Bir Mektup

Şeyh-ül Muharririn Burhan Felek öleli iki yıl olmuş… Gazeteciler Cemiyeti anma töreni düzenlemese bilmeyecektik. Toplumun belleği zayıftır. Bu tür törenler sadece geçmişi değerlendirmekle kalmaz, gençlerde iyi bir ad bırakma hevesi uyandırarak geleceği da hazırlar. Ayrıca Burhan Felek’in ölüm yıldönümlerinde meslek hizmet ödülleri dağıtılması ile iyi bir gelenek kurulmuş oldu. Bu ödüle bu yıl lâyık görülen üç değerli meslektaşımızı yürekten kutlarım.

Burhan Felek’le tanışırdık elbet, ama konuşmamız çok az olmuştu. Yıllar önce Ankara’daki evimize gelmişti bir kez. Bir iki kez de Cumhuriyet gazetesinde başyazarımız Nadir Nadi’nin odasında karşılaştık, o kadar.

Kimden duydum, şimdi bulamayacağım, rahmetli, bir sözcüğün Türkçe mi, Arapça mı olduğunu sorup öğrenmek için benim kendisini ziyaret ettiğimi söylemiş birine. Bir yanlışlık olacak, ben değilim o giden. Üstada danışmanın yersizliğini söylemek değil niyetim, haşa, ancak ben bu gibi durumlarda kitap karıştırma yolunu yeğlerim.

Burhan Felek, tatlı dilli bir Osmanlı efendisi idi; görmüş geçirmişliği de gördüğü saygının nedenlerinden biridir. Kendi kendine öğrendiği Fransızcasının çok güçlü olduğunu söylerler. Yazarlığına gelince, bunca ünlü bir yazarımızı okura yeniden tanıtmağa kalkmak gereksizdir sanırım. Günlük yazılarından başka çevirileri de vardır. Gülmeceyi denedi bütün yazarlığı boyunca. Nasrettin Hoca onun başlıca kaynaklarındandı. İki de hikâye kitabı varmış… Bu yazımda size bu kitaplarla ilgili bir anımı anlatacağım.

Bundan altı yıl önce görevli olarak Paris’te bulunduğum sırada, İstanbul’dan bir arkadaşım bana Burhan Felek’in Milliyet gazetesinde çıkmış bir yazısını yolladı. İçinde benim de adım geçtiği için büsbütün merakla okudum. Üstat o yazısında, iki hikâye kitabı bastırdığını, fakat bu kitapların edebiyat çevrelerinde hiçbir ilgi uyandırmadığını söylüyor, bu ilgisizlikten yakınıyor ve “Melih Cevdet bey de söz etmedi o kitaplarımdan” deyiveriyordu.

Gerçekten de haberim olmamıştı o kitaplardan; görseydim okurdum. Ama yazar mıydım? Ben eleştirmen değilim, benden önce başkalarına düşerdi bu iş. Demek istediğim, Burhan Felek benden değil, eleştirmenlerimizden yakınmalı idi. Öylesi daha doğru olurdu.

Oturdum, kendisine bir mektup yazdım, ama yukarda söylediklerimi değil. Mektubumun kopyasını çıkarmadım elbet, öyle bir alışkanlığım yoktur. Ne dediğimi tam olarak yazamayacağım şimdi. Aklımda kaldığı kadarı ile şöyle dedim:

Muhterem üstadım, Milliyet gazetesinde çıkan yazınızı okudum. Adımı geçirmeniz beni hem sevindirdi, hem üzdü. İtiraf edeyim, o iki kitabınızı görmedim. Buna ne kadar üzülsem yeridir. Ama onların hiçbir eleştirmenimizce ele alınmamış olması daha da üzücüdür. Fakat üstat, benim bu konudaki asıl düşüncem, edebiyat çevrelerinin ilgisine sizin hiç de muhtaç olmadığınızdır. Halkça sizin kadar sevilmiş yazarımız ne azdır! Bırakın edebiyat çevreleri size uzak düşmüş olsunlar…’’

Daha buna benzer birtakım sözler. Amacım yaşlı bir meslektaşımızın gönlünü almaktı. Bu niyetimi gerçekleştirmiş olduğumu kısa bir zaman sonra anladım. Burhan Felek’ten, tümünü aşağıya alacağım şu mektup geldi. Bir anı olarak dosyam da saklıyorum.

Aziz Melih Cevdet Beyefendi, 6 Mart tarihli mektubunuzu aldım. Bana okurlarımdan bu mektubunuz manasında birçok mektup gelir. Ama sizin edebî ve kültürel kıymetinizi bildiğim için, yazınız beni çok mütehassis etti. İnsan ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, takdir sahibi kıymetlerin kendisine aferin demesinden bir çocuk gibi hoşlanıyor. Ben de sizin mektubunuzdan bu şekilde duygulandım. Basındaki naçiz hizmetime gelince, bunu sokak köşesinde herkesin alıştığı bir küçük köfteciye benzetirim. Yaptığı köfteler hiçbir zaman en iyi olmadığı gibi, çok defa tatsızdır da; ama çoluk çocuk, genç ihtiyar ona alışmış olanlar müşteri olmakta devam ederler. İşte aziz Melih Cevdet Beyefendi, ben bu yaşlı köfteciyim. Ondan dolayı takdiriniz beni çok sevindirdi. Şükür ki hâlâ memleketimiz sizler gibi değerlere sahiptir, bilmem genç nesilde size benzer kıymetler mevcut mudur? Ve önümüzdeki zaman tarlası sizler gibi semereli bitkilerin yetişmesine müsait olacak mıdır, bunda endişeliyim. Müsaadenizle sizden çok yaşlı olduğum için ellerinizden öpmeğe müsaade etmeyeceğinizi bilerek gözlerinizden öperim, kalın sağlıcakla, aziz Melih Cevdet beyefendi.”

Ne iyi etmişim sakladığıma bu mektubu. O zaman “ İşte aziz Melih Cevdet Beyefendi, ben bu yaşlı köfteciyim.” sözleri beni güldürmüştü. Şimdi nerdeyse ağlatacak oldu. Demek mektupların da etkisi zamanla değişiyor, bir yaşamları var onların. Hiçbir mektubu atmamalı; bırakmalı yaşasın. Oysa ben ne kadar çok mektup atmışımdır. Saklamayı öğrensek ve öğretsek…