Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Belgrat’a doğru (Milliyet)

Belgrat’a doğru (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 29.08.1934

Sayfa: 3

FELEK

Belgrat’a doğru

Balkan notları

Sofya’dan kalkınca Yugoslavya hudutu burnunuzun dibindedir. Umumî Harp’de (Dünya Savaşı), hudut talimatı yapılırken eli ayağı bağlanmış olanlardan biri de Bulgarlar olduğundan, hiç değilse Sırbistan tarafında hayli yer kaybettiklerine şüphe yoktur. Bir Marsilyalı mübalâğa etse diyebilir ki:

— Sofya’da enfiye çektim. Yugoslavya’da aksırdım.

Ekspres ismi ile alay edercesine ağır giden trenimizle bir buçuk saat sonra Sırbistan’a girdik.

Caribrod ismindeki ilk hudut Yugoslav istasyonu eskiden Bulgar imiş. Şimdi Sırp olmuş. Acaba tamamen olmuş mu?. Orasını Allah bilir. Çünkü muahede (antlaşma) haritalarının çizdikleri hudutlar her zaman milletlerin han hudutuna uymuyor. Fakat kuvvet çok defa hakikati örtüyor.

Yugoslavya, bariz surette Bulgaristan’dan daha mamurdur (imar edilmiştir). Arazi daha iyi işlenmiş, köyler daha muntazamdır. Lâkin ne çok mısır ekmişler… Anlaşılan buralarda mısır unu rağbette.

Daha Sırbistan’a girmeden hududa yakın bir yerde gelen Sırp gümrükçüleri, sigara olup olmadığını sorduktan sonra herkeste ne kadar para olduğunu tahkik ediyor, yolculara imza ettirdikleri birer kâğıdın kopyasını ellerine veriyor. Yugoslavya’dan çıkarken bu kâğıttaki ecnebi parası nevi ve miktarında para çıkarmak hakkı varmış. Bilmem bizim hudutta böyle bir usul var mı?…

* * *

Bütün Balkanlarda köylü kadının rolü bizdeki gibi birinci derecede… Orada tarlada çalışan kadınlar, bizde de öyle değil mi?… Erkekler nerede bilmem…

Caribrod’dan Niş’e kadar mamureler (imar edilmiş yerler) geçtik. Arazi kırmızı, akşam güneşi bu sürülmüş kırmızı tarlalara erguvanî bir renk vermiş. Yemyeşil ekinlerle bu renk ne güzel uyuşmuş.

Niş’e yaklaşırken genişçe bir suyu takip ediyoruz. Doğrusu buraların coğrafyasını unutmuşum. Haritada da bu derenin adı yok. Tuna’nın bir ayağı. Sarp ve yalçın kayalardan yapılmış kıskanç dağların aralarından bir sır gibi akan bu su akışı ve bakışı itibariyle bizim Karaköy boğazını ve Sakarya’yı hatırlattı.

Düşündüm… Bütün bu günlerce gecelerce geçtiğim ve daha geçeceğim yerler bizimdi. Oraların toprağındaki dedelerimizin kanları belki çoktan kurumuştur. Lâkin hâlâ kasabaların isimlerinde ve halkın dilinde Türklük seziliyor. Ne yazık! Bu güzel yerleri neden elden çıkarmışız. Ve elde tutamayacaktık, niçin nesillerin kanı pahasına almışız.

Ben ne zaman Balkanlardan geçsem idare edemeyip elden çıkardığı emlâkinin önünden geçen bir mirasyedi teessürü duyarım. Ne zengin yerlermiş buraları ve biz ne cihangir millet imişiz…

Avrupa’da bıraktığımız yerlerde altı devlet kurulmuş. Bu yerleri kimin kusuru ile kaybettik?!

Kuruntuyu bırakalım. Atalarımız kanları ile acıklı tarihler yazmışlar.

* * *

Caribrod’da arabayı değiştirdik. Tekerlek bandajlarından birinde çatlaklık varmış, bir şey değil amma nizam yoldan menediyormuş. Geçtik Prag arabasına amma orada da yerleşecek değiliz. Belgrat’ta başka bir arabaya geçeceğiz, ben de dedelerimiz gibi olduğum yeri muhafaza edemiyorum. Amma kabahat bende değil. Arabanın bandajında.

* * *

Yugoslavya hududunda ömrümden bir saat çaldım. Saatleri bir saat geri aldık, kârlı şey. İnsan hep garba doğru seyahat etse yaşından bir hayli kazanacak. Lâkin bir de onun dönüsü var.

* * *

Lokanta vagonunun çırağı da bana musallat olmuş, muttasıl:

— Mösyö bir duş almazlar mı? Diye soruyor.

Aynaya bakıyorum yüzüm gözüm kara değil, anlaşılan duş almaya benden müstahak kimse yok…

Belgrad’a doğru gidiyoruz. Gene bir dere kenarındayız. Güneş çoktan şu dağların ardındaki evine gitti. Ay da daha çıkmadı. Yalnız koyu lâcivert ve şeffaf bir aydınlık hâlâ ağaçların karaltılarını seçmeye yetişiyor. Tren Yugoslavya’da çabuk yürüyor.

Memlekette köylerin bile damlarında Marsilya kiremidi dediğimiz kiremitlerden var. Belli ki balçık bol, tuğla harmanları çok.

FELEK