Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Burhan Felek ve ortaoyunu

Burhan Felek ve ortaoyunu

Milliyet

Yayın Tarihi: 25.05.1980

DEVEKUŞU’na mektuplar

Haldun Taner

BURHAN FELEK ve ORTAOYUNU

ÜSTAD Burhan Felek onuruna peş peşe toplantılar yapılıyor, ilkin büyük yazı ustasına hak ettiği Şeyhülmuharrirîn payesi verilmişti. Geçen hafta kadirbilir İktisat Fakültemiz pek az kişiye lâyık gördüğü “Fahrî Doktor” payesini üstada verdi. Birkaç gün önce de Yapı ve Kredi Bankası’nın Tepebaşı’ndaki güzel toplantı salonunda yine Burhan Felek Beyefendinin kişiliği, yazı özellikleri, hizmetleri içten bir törenle anıldı. Kültürün bir birikim olduğunu, bu birikimin de vefa ile sağlandığını çok iyi bilen Dr. Vedat Nedim Tör’ün bir girişimi idi bu sonuncusu. Her girişimi gibi candan ve başarılı oldu. İçindeki geniş yurt aşkı ile kültür aşkını birleştirip yıllar yılı tek başına bezmeden, usanmadan, kırılmadan, gocunmadan bir sanat ve kültür havarisi gibi harika müzisyen kızlarımızı yetiştiren, dergiler, kitaplar çıkaran, sergiler, folklor kurumlan kuran, önce bize, sonra da ele güne bizim nasıl bir uygarlıktan geldiğimizi tanıtmaya çalışan bu safkan ve İdealist Atatürkçü kendine çok yakışan o tezcanlılığı ve heyecanlılığı ile bu son Burhan Felek töreninin de üstada yakışır bir seviye ve sıcaklıkta geçmesine özellikle özen göstermişti.

Bu toplantıda konuşacaklar arasında üstadın yakın dostu ve sanatı kadar konuşmacılığı da müsellem Vasfi Rıza Zobu, yılların usta fıkracısı Çetin Altan ve ünlü araştırmacı Taha Toros’un yanı sıra nedense bana da söz verilmişti. İlk konuşucu olmanın zorunluğu olarak söyleyeceklerimi çok yoğun bir kısalıkta sunmaya özellikle dikkat ettim. Halk tarafından bu kadar benimsenen, sevilen bir fıkra yazarına rastlamanın güç ve hele dört kuşak boyu her çeşit okuyucuya seslenmiş ve seslenmekte olan başka bir fıkracı örneğini sade bizde değil dışarda da bulmanın mümkün olmadığını belirterek Burhan Felek “fenomeni” nin oluşumunda kendimce bulduğum özellikleri birkaç cümle içinde özetlemeye çalıştım.

Bu özelliklerin başında Sayın Burhan Felek’in halis bir Üsküdar centilmeni, nevi artık çok az görülen bir İstanbul beyefendisi olması geliyordu. İstanbul efendisini niteleyen vasıflar nelerdir? Görgüdür, aile terbiyesidir. Dolayısıyla bir iç disiplindir. Kendine ve karşısındakine saygıdır. İnsancıllıktır. Hoşgörüdür. Vakarlı olduğu kadar da alçak gönüllü olma olgunluğudur. Karşısındaki ile özdeşleşebilme yeteneğidir. Emekli memurundan ev kadınına, aydın kesiminden halk kesimine, yeni yetişen delikanlılardan genç kızlara kadar her gradoda insanı İlk cümlesi ile yakalayıp yazısını sonuna kadar okutma gücünü borçlu olduğu külfetsiz ve sıcak üslûbunun da önce bu nefis Üsküdar Türkçesinden, sonra da Nasreddin Hocalardan, Bektaşi fıkralarından ve bir zamanlar gençliğinde aralarına karışıp övür olduğu ortaoyunu ustaları­nın rahatlığından kaynaklandığını belirttim.

 HER konuşmacı kendi açısından Burhan Felek fenomeninin izahını yaptıktan sonra kürsüye bizzat Burhan Felek geldi. Her zaman genç, her zaman muzip ve esprili ve rahat, evet rahat konuşmalarından biri ile hepimizi büyüledi. Söz arasında bize başarısının bir de sırrını açıkladı. Başarı kelimesini ben ekliyorum. Üstad sadece:

— Size bir sırrımı açıklayayım, dedi. Bilmediğim şeyi, anlamadığım şeyi hiçbir zaman yazmadım. İkinci sırrım da şu: Bu kadar rahat yazıyorsam, şimdi önünüzde bu kadar rahat konuşuyorsam, bunu on yedi yaşımda aralarına karıştığım, hem de duysa beni evden kovacak, ciddî mi ciddî, yılda ancak bayramdan bayrama iki kere gülen bir babanın korkusuna karşın, evet on yedi yaşımda pervasızca aralarına karıştığım ortaoyunu ustalarına, onların konuşma üslûbuna borçluyum, dedi.

Bu açıklama beni iki yönden çok sevindirdi. Biri biraz önce kendi nâçiz kafamla ve sezgimle üstad hakkında ileri sürdüğüm bir varsayımın kendi ikrarı ile doğru çıkmasından ötürü, İkincisi ortaoyunu konuşmalarını oldum olası tipik İstanbul halk Türkçesini ve esprisini en iyi yansıtan bir kaynak bellemiş olmamdan ötürü. Bir ulusun zekâsı, mizahı, entelektüel kesimden çok halk kesiminin algılayışını ve ifadesini yansıtan konuşma ve yazılardan okunur. Samimiyetsizliğini ve içerik fukaralığını teşbihler istiareler, çeşitli biçim cambazlıkları ile örtmeye çalışan Divan şiirinin, Batı özentisi Tanzimat ya da Fecr-i Ati edebiyatı­nın karşısında atasözlerimizin, halk şiirimizin duru bir su gibi saydam temizliğini, açık – seçikliğini, en karmaşık konuyu bile bir sehl-i mümteni (özlü söz söyleme) kıvraklığı ile sunuşunu düşünün. Ortaoyunu Türkçesinin, rahatlığı külfetsizliği, Kavuklu – Pişekâr muhaverelerinin bazen soyut mizahın sınırlarını bile aşan fantezi zenginliği, güncel konuşmalar içindeki yutturmacı şakacılığı, bir fazla kelimenin ifadeyi ve espriyi bozacağını — hayır öyle kitaptan kuramdan değil— halkın nabzını elinde tutan, kendi radarından, sezgisinden, tecrübesinden bilen ustalığı dil ehline bulunmaz yollar gösterir. Büyük fıkra ustası Ahmed Rasim’in de ortaoyunu ile ortaoyuncularla haşır neşir oluşu bir tesadüf müdür dersiniz? Onun gençliğinde ortaoyunu oynadığını bilen olmasa da rahat konuşma ve yazmaya vurgun bir yazar olarak onlardan, onların rahle-i tedrisinden geçtiği, işte apaçık ortadadır. Kendimizin olan şeyleri küçümseyegeldiğimizden beri nice madenlerimizin farkında olmadan yanından geçip gitmişiz. Şimdi bu gerçeğin, Türkiye’nin tartış­masız en popüler yazarının ağzından bir kere daha açıklanmasının ayrı önemi vardır. Şimdi herkes bu gerçeği onun ağzından duyduğu zaman daha bir inanacaktır. Ortada örneği duran şeye insan daha kolay inanır da ondan.