Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Olimpiyat Oyunları: Amsterdam (Milliyet Aktüalite)

Olimpiyat Oyunları: Amsterdam (Milliyet Aktüalite)

Milliyet Aktüalite

Yayın Tarihi: 08.06.1980

Geçmiş Zaman Olur ki…

(1928 Amsterdam Olimpiyatları)

Olimpiyat Oyunları:  Amsterdam

-1-

Mademki, hatıralarımızı olaylarla paralel yürütmekte zaruret var. Çünkü Moskova Olimpiyatları dünyanın güncel bir hadisesi olmaktadır. O halde, bir de o istikamette olayları hatırlamaya çalışalım.

Dokuzuncu olimpiyatlarda da futbol turnuvası, müsabakalardan iki ay kadar evvel yapılmış ve merhum Şeref bizim futbol kafilesini Çekoslovakya’­ya götürüp orada köy köy dolaştırarak forma sokmak istemişti. Ama çocuklar her hafta birkaç maç yapmaktan bıkmışlar ve futboldan âdeta soğumuşlardı. O sebeple, asıl turnuvada rakibimiz olan Mısırlılara 7-1 yenilecek kadar bozulmuşlardı.

İkinci kafile bermutad (alışıldığı üzere) güreşçi, atlet, halterci — belki— bisikletçilerden mürekkepti. Biz bu sefer futbolcuların bizden evvel oturdukları, şehirden elektrikli trenle 50 dakika mesafede çok güzel, küçük bir otele indik. Otel biraz pahalı, fakat yemekten yataklarına kadar kusursuz bir yerdi. Biz Amsterdam’a Tuna tarikiyle gittik. Önce vapurla Köstence’ye, oradan da trenle Peşte’ye gittik. Peşte’de, Doğu İstasyonu civarında bir otelde kaldık. Odalar ikişer yataklıydı. Gece çocuklar kaçmasın diye idarecilerden birisi daima nöbet beklerdi. Ama biz yine ihtiyatî tedbir olarak odalara birbiriyle iyi geçinemeyen sporcuları, meselâ, bir güreşçi ile bir atlet yatırdık.

Hatırladığıma göre, güreşlere Tayyar merhum — galiba— 67 kiloda iştirak etti. Hâlbuki Peşte’ye gittiğimiz zaman Tayyar’ın ağırlığı 80 kiloyu geçiyordu. Macarlar Tayyar’ı koşturarak ve böylece hamama sokmadan terleterek erittiler. Kendilerine:

— Bu çocuk, bu sıklet kaybından dolayı kuvvetten düşmez mi? dediğimiz zaman:

— Bunu deneriz, eğer üst üste iki güreş çıkarabilirse formunu kaybetmemiş demektir! dediler.

Öyle yaptık. Ağustos sıcağında üst üste ceketler, paltolar giyerek koşup eriyen ve 67 kiloya düşen Tayyar, hem de o zamanın nizamına göre günde yirmişer dakikalık iki güreş çıkardı. Çıkardı ama bildiğiniz gibi genç denilecek yaşta kalp sektesinden öldüydü. Bu fenomen büyük güreşçilerin hepsinde görülmüştür. Bunların çoğu kalpten gidiyorlar. Yalnız Kara Ahmet’in, hem de 24 yaşında ölümü kalpten midir, yoksa beyin kanamasından mıdır, hatırlamıyorum. Çoban Mehmet’in ölümü de kalptendir. Doktor Emin Şükrü — ki kendisi de güreşçiydi— daha çok evvelden Çoban’a kalp hastası teşhisini koymuştu.

 Neyse efendim, kafilemizde Trakyalı Ekrem (Edirne Belediye Başkanı), Sait Çelebi, Talât Mithat gibi şen şatır arkadaşlar olduğu halde biz Peşte’den kalkan Tuna vapuruyla Almanya’nın Passau Limanı’na gittik. Yolda, suları çekilmiş olan Tuna Nehri’nde vapurumuz birkaç defa karaya oturdu. Ama o seyahat fevkalâde bir tenezzüh seyahati oldu. Nihayet Passau Limanı’na geldik. Elimizdeki seyahat takvimine göre biz Passau’ya, bu şehirden Hollanda’ya hareket edecek olan trenin kalkış saatinden iki-üç saat evvel varmalıydık. Halbuki vapurumuz Tuna’da birkaç defa oturarak bize vakit kaybettirdiğinden Passau’dan hayli içerde olan tren garına yetişmek için ancak birkaç dakikamız kalmıştı. Ben, merhum Vamık Gezer’e:

— Aman Vamık, sen koş, treni biraz beklet! dedim.

Bu, Alman trenleri için olmayacak şeydi ama çaresizlik yüzünden çocu­ğu gönderdik.

Passau’daki Alman gümrükçüleri bize pek yumuşak davranmadılar ve valizlerden birkaçını açmak istediler. Elleri ile bizim Çoban Mehmet’in valizini gösterdiler. Çoban’ın hiçbir şeyi yoktu. Sadece Peşte’den nişanlısına aldığı bir-iki ipekli eşarp gibi şeyler vardı. Kafilemizin İkinci Başkanı merhum Fethi Tahsin Bey, Çoban’ın aldığı şeyleri Alman gümrüğü almasın diye, tıpkı Çoban’ınkinin eşi olan kafilenin bavulunu indirdi. Fethi Tahsin Bey bunu yaparken bu bavulda hediye vermek için Hollanda’ya götürdüğümüz lüks sigara mamulatından süslü, yaldızlı, teneke sigara paketlerini unutmuştu. Bavul açılır açılmaz, bu güzel sigaralar gümrük bankosuna “hurrr” diye dökülünce Almanlar:

— Ah zo, zigarette! dediler ve bizim bütün valizlerimizi açmamızı istediler.

Ben çocuklara:

— Durmayın, açın! dedim.

Herkes valizini açtı. Almanlar sigaraları zapt ettiler. Biz orada işimizi bitirip otomobillerle trene vardığımız zaman Vamık merhumun bir ayağı trenin basamağında, bir ayağı yerde olduğu için tren bir türlü kalkamamıştı.

Passau— Hollanda treni üç dakika tehirle kalktı. Bizi karşılamaya gelmiş olan otelimizin sahip ve direktörü olan zat hepimize “Hollanda’ya hoş geldiniz!” dedi. Biz böylece Amsterdam yolunu tuttuk. Zannederim tren Utrecht şehrine gidiyordu.

Devamı var