Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Çallı da gitti

Çallı da gitti

Cumhuriyet

Yayın Tarihi: 24.05.1960

Sayfa: 3

Hadiseler Arasında FELEK

Çallı da gitti

Çekiver kuyruğunu, bu fâni dünyanın… İşte Çallı da kimseye haber vermeden geçti, gitti. Zaten kalendermeşreb adamdı. Külfetsiz, hafif ruhlu, bir Türk filozofu ve sanatkârı idi. Resmi iyi mi yapardı? Fena mı yapardı? Bunu hiçbir zaman, hiçbir şeyi kusursuz bulmayan tenkitciler görüşe dursunlar, o mükemmel, medenî bir insandı. Hayat felsefesini anlamış, insanlığa inanmış bir kıymetti. Bizim en ünlü ve verimli hocalarımızdandı.

Ne zaman rastlasam, gülümser, yüzü zekâ fışkıran gözleriyle ruhi bir münasebet tesis ederdim.

Çallı, Türkiye’nin orijinal tiplerinden biri idi. Bir cemiyete çeşni verenler de bunlar değil midir? Bunlar gittikçe bizim gibi sıra adamlarından birteviye dizilmiş bir cemiyet, insana dümdüz bir boşluk tesiri yapıyor. Yeni kırpılmış bir çimen gibi…

Çallı, «hür insan» seviyesine ulaşmış bir adam olduğu için bir çok sözleri ve fıkraları darbımesel (halka mal olan özdeyişler) veya nükte olarak dillerde dolaşır.

Rivayet ederler ki bir gün rahmetli Recep Beyle görüşürken bir palto lâfı olmuş. Doğrusu tam şeklini bilmiyorum.. da Recep Bey galiba kendi paltosunun kıymetinden bahsetmiş.. Ve Çallı’nın paltosunu beğenmemiş.. İş birbirine nispet verme şekline girince Recep Bey diyesi ki:

— Bak benim paltonun içinde kürk var. Buna Çallı:

— Benimkinin içinde de Çallı var, cevabını vermiş. Verir. Gururlu adamdı. Kendine, fikrine, zekâsına, sanatına güvenirdi.

Bununla beraber -vebali boynuna- Eşref Şefik’ten naklederler. Çallı Paris’te resme çalışırken, tabiî her züğürt talebe gibi tavan arasında bir yerde oturur, tablolarını orada hazırlarmış. Aynı katta başka bir tavan arasında da bir Fransız genci resme çalışıyormuş. Her ikisi de bir sergi veya müsabakaya eser hazırlamışlar. Çallı güzel bir tablo yapmış, fakat merak etmiş, gitmiş kat komşusu Fransız çocuğunun resmini görmüş. Geri dönmüş.. işte rivayet burada başlar. Almış çakıyı eline, kendi tablosunu lime lime etmiş..

— Ne yapıyorsun? diye sorduğu zaman Eşref Şefik’e:

— Bu çocuğun eserinin yanında ben benim tablomu teşhire utanırım, cevabını vermiş.

Evet, hem mağrur idi, hem de sanattan anlar ve takdir ederdi.

İnsanlar için doğmak kadar ölmek de tabiidir. Her başlayan şeyin bir sonu olacaktır; fakat elemi şudur ki, biz henüz insanları öldürmeyecek, lâyık olanlara ‘ölmezlik’ verebilecek bir şekilde cihazlanmış değiliz. Ne sağlara bir akademi, ne ölenlere bir Panteon kurabilen veya münevverlerinin fikir ve kalbinde onlara lâyık birer daimî ve hissesiz mevki ayıramayan topluluklar, bedbaht değilse bile ‘nâkâm’ (nasipsiz, mahrum kalmış) sayılır. Çünkü bir milleti manen ve ruhen yükseltecek kıymetler ancak bunlardır.

Çallı bunlardan biri idi. Ölümü bütün fikir ve sanat âlemimizi kedere soktu.

Ben şimdi, ötede, Mikelanj’la falan nasıl alay eder diye düşünüyorum.

Ömür adamdı. Çallı İbrahim, çok ömür adamdı. Neyleyelim ki kimseye haber vermeden çekti gitti.

B. FELEK