Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

GAZETECİ’NİN KADERİ

GAZETECİ’NİN KADERİ

Milliyet

Yayın Tarihi: 10.04.1975

Sayfa: 2

GAZETECİ’NİN KADERİ

            Minnet Hüdâya, bize pek az fâniye nasip olan bir mânevi mertebeye erişmek müyesser oldu. Türk gazetecilerinin Duayen’i, Şeyhül Muharririn ilân edildik. Bu benim için pek büyük bir mazhariyetti. Mertebenin benim boyumun çok üzerinde olmasından ayrı, bir de şahsıma karşı millet tabakalarının her derecesinden bize karşı sevgi gösterilmesine vesile verişi, ayrıca bir mutluluk sebebiydi. Böyle bir “saadet” milyonda kaç kişiye nasip olur? Şahsen cevap yazdığım veya yazamadığım bu kutlayıcı dostlarıma, bana karşı gösterdikleri sıcak ilgi ve hakkımın üstündeki takdirlerinden dolayı tekrar Hak ve halk huzurunda teşekkür ederim. Beni en adı duyulmamış okuyucumdan, en yüksek makam sahiplerine kadar, bu arada bilhassa meslek, irfan ve kültür câmiasının derece derece temsilciliklerinden gelen okşama ve hoş tutmaların, hâlâ çakırkeyfi altındayım. Buna nasıl mukabele edeceğimi bilemiyorum. Allah hepinizden razı olsun.

*

            Bunu dedikten sonra, gazetecilik mesleğinin bu çok güzel manzaralı noktasından geride ve altta kalan taraflarını da size göstermeliyim ki, ona nazaran size ve bize de birgûna (hiçbir suretle) hatar (emniyetsizlik) gelmesin.

*

            Türkiye’de gazetecilik, istisnasız olarak maddi – mânevi, zahmet ve tehlikesi çok mesleklerden biri oldu. Çünkü Türkiye’de okuyucunun tek dostu veya düşmanı gazetecidir. Dostu oldu mu, ondan hep kendi beğendiğini beğenmesini, tuttuğunu tutmasını, vurduğuna vurmasını ister. Düşmanı oldu mu, hani maruf tâbirle, ağzı ile kuş tutsa beğenmez, reddeder. Nitekim kendinden olduğuna inanıncaya kadar. Yâni bizim aziz okuyucularımız, sizinle münasebetlerimiz bir karı – koca münasebetidir. Başka erkekle – hattâ akrabası bile olsa – flört değil, ufak bir gülümseme, kıskançlıkları tahrik eder. Ondan sonra iş cinayete kadar gitmezse, dayak veya boşanmak mazurdur (mazeretli, mazur  olmak).

            Her hafta futbol sahalarında spor neşriyatı yüzünden binlerce kişinin bazen “Basın” diye, bazen gazete ismi sayarak, Hatim Duası’na amin der gibi, hep bir ağızdan ettikleri küfür ve hakaretleri ancak kütle sürüklemesinin gayrı şuuri (şuursuzca) bir belirtisi olarak tefsir etmeyi, iki tarafın ve milli terbiyenin lehine bir mazeret diye kabullenip, üstünde durmuyoruz. Ama gitgide hızını arttıran bu haller, bugünkü tempo ile devam ederse, o sahada tam mânâsiyle tarafsız ve bilgili gazetecilik etme imkânı kalmayacağına hükmetmek zaruretindeyiz.

*

            Spor gibi, hele bizdeki futbol gibi hastalık halini almış ve yığınları şuursuzca kamçılayıp, sürükleyegelmiş olan “marazî tutku” nun politika ve bilhassa partilerarası politikada doğurduğu ve maalesef mekteplerden yuvalara, yurtlara, hattâ sokaklara döküldüğünü, her gün âdeta zabıta vak’ası gibi tekrarlanageldiğini görerek, milletimiz namına genel, mesleğimiz namına özel olarak kaygılanıyoruz. Orada da bu hız ve bu hırs devam ederse, kellesini koltuğuna, sinirlerini ve haysiyetini Emniyet Sandığı’na koymadan doğru dürüst yazı yazmak, yani mümkün mertebe terbiyeli ve objektif yazı yazmak mümkün olmayacaktır. Bu tehlike her zaman vardı. Sokakta siyasi kanaat yüzünden gazeteci öldürülmesi, bundan 65 yıl önce Türkiye’de görülmüş şeylerdi.

            Ama sonra, gerek okuyucu, gerek gazeteci, gerekse memleketin umumi kültür seviyesi yükseldi. Türkiye medeni, Batı demokrasisinin ifade hürriyetini bütün genişliği ile benimsedi. Herkesin öteki fikir ve kanaatlere hürmet göstermesi, kendi kanaatine hürmet istemesinin bedeli olarak kabul edildi. Edildi; ama… Benim gibi artık kimsenin değil, kendinin bile esiri olmaktan kendini kurtaramayan adam; dörtlü koalisyon hakkında aleyhte, lehte değil, ortada bir yazı yazdığı gün, Süleyman Bey’e karşı olanların hakaretine uğruyor. Ben her şeye alışığım, hattâ yalnızlığın insanlara verdiği utanmazlıktan faydalanıp, küfür edenlerin davranışına bile. Yalnız bu hareket, bir hanım tarafından yapılırsa onlar namına üzülürüm. Çünkü kadınlar, erkeklerle aynı haklara sahip olmaya çalışırlarken, onlar kadar utanmaz olmak eşitliğini asla istemesinler. Kadın, ne olsa, kendisi bir terbiye kaynağı olan anadır.