Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Kuklalar! (Milliyet)

Kuklalar! (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 05.05.1934

Sayfa: 3

Haftanın Yazısı

Kuklalar!..

İki günden beri Beyoğlu’na bir kukla tiyatrosu gelmiş. Geçen gece bunları görmeye gittim: Küçükten beri cansız kuklaları severim. Vaktiyle sokaklarımızdan ufak ve seyyar kuklacılar geçerdi. Bizde başına toplanır, seyrederdik. Hatırımda kaldığına göre o zamanki kuklalar birbirini döverdiler. Köpek başlı bir de canavar vardı; gelir haksızlık eden kuklayı yutardı. Bilseniz bunları seyrederken ne kadar haz duyardım.

Bu sefer kuklaları seyrederken gördüm ki; eskiden sokaklarda bizi güldüren kuklalar dehşetli terakki etmişler, fennin, elektriğin, musikinin ve güzel senetlerin yardımı ile kendilerine mükemmel bir âlem yapmışlar. Vakıa boyları, vücutları gene küçük, lâkin sesleri yükselmiş ve gürleşmiş. Bir opera parçasını canlandırdıklarını hatta kamere seyahat ettiklerini büyük bir zevk ve hayranlıkla seyrettim.

Kuklaları, başkası hesabına iş görenlere benzetenler ve bunu gûya kem gözle görenler vardır. Ben bu müşahedeye iştirak etmem. Fikrimce cansız kuklalar, kendilerine benzetilmek istenen canlı kuklaların kat kat fevkinde birer mahlûktur.

Bu ufak ve kahvehane felsefesini kurada kestikten sonra tekrar kuklalarımıza dönelim.

Efendim. Ufak tefek ve sevimli şeyler. Yukarıdan sarkıtılmış bir takım iplerle hareket ediyorlar. Bu ip adedi ne kadar çok olursa o kadar mükemmel hareket ediyorlar. Düşünün bir kere ayak ayak üstüne atıp oturuyorlar… Yürüyor, koşuyor. Ağlıyor ve bayılıyor. Mükemmel şey!

Kuklaların sesi kendi sesleri değil. Hatıftan gelen seslerle görüşüyorlar. Senelerden beri oynayan bu kuklalar büyümüyorlarmış.. Bütün cansız kuklalar böyle imiş. Kuklaları hareket ettiren ipler, dikkatli bakılırsa görülüyor. Önceleri bu, insanın biraz tuhafına gidiyor ama sonra sonra alışıyor ve bu kuklaların iplerle, başkaları tarafından oynatıldığını bildiğiniz halde onları canlı gibi telakki ediyor ve üzerlerine muhabbet, merhamet ve hiddet hislerinizi giydiriyorsunuz. Hakikî insan cesametine nazaran ufacık vücutlu olan bu bebeklerin küçüklüklerini de unutuyorsunuz. Şu insan denilen mahlûk gariptir. Ne de çabuk unutuyor. Âdeta bunları insan seyreder gibi seyrediyor. Ben bir taraftan kuklaları seyrettim. Bir taraftan da kendi kendimi tetkik ettim. Ve iplerle oynatılan bu ufacık bebeklerin üzerimde insan tesiri yapmasına şaştım. Bu, acaba onların hüneri mi? Yoksa benim safdilliğimden mi? Orasını kestiremedim. Aman efendim. Biribirile bir para meselesi için bir kavga ettiler. İşin içine kadınlar da karıştı. Kadınlardan biri bayıldı. Biçareye o kadar acıdım ki;

Ve düşündüm: Kadın değil mi hakikisi de kuklası da narin mahlûklar. Hemen bayılıyor.

Sonra gülle biçiminde bir şeyle kamere (aya) seyahate gittiler. Gezdiler, tozdular.. O da bana şu fikri verdi. Güzel ve umulmaz seyahatler için kukla olmaktan başka çare yok! Yalnız bütün bu güzel âlemin bir zayıf noktası vardı: O da eğer sahnenin üstünü kapatan ve yukarda ipleri tutan hezarfen adamı gözden nihan eden(gizleyen) kalın perde açılmış olsaydı, vakıa kimseye bilmediği bir şey gösterilmiş olmıyacaktı ama kuklaların bütün “canlılığı„ mahvolacaktı. Bereket versin yapmadılar ve kuklaları kurtardılar.

Tiyatro bitip de salonda ışıklar yandığı zaman hakikî adamlar gözüme o kadar büyük göründü ki; âdeta korktum.

FELEK