Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Neye yazmıyorsun? (Cumhuriyet)

Neye yazmıyorsun? (Cumhuriyet)

Cumhuriyet

Yayın Tarihi: 02.04.1945

Sayfa: 3

Hadiseler Arasında FELEK

Neye yazmıyorsun?

Kapının vurulmasyla açılması bir oldu, ben:

—Buyurun! derken o içeri girmiş bulunuyordu. Tabiî girişinden bunun kim olduğunu anladınız: Kantoron.

— Merhaba! dedikten sonra paltosunu, şapkasını astı. Karşıma geçti oturdu. Neş’eli görünüyordu. Ben:

— Merhaba! Hoş geldin, dedim.

— Hoş bulduk! Bana bir kahve ısmarla! diye arzu izhar etti.

Onu daima öfkeli görmeğe alıştığımız için bu yumuşaklığını yadırgadım ve bu yadırgamanın sessiz bir ifadesi olarak gülümsiyerek yüzüne baktım. Anladı. Derhal kaşlarını çattı, gözlerini açarak:

— Ne yılışıyorsun? Yüz verdik diye mi? söziyle keyfimi genzime kaçırdı.

— Hayır, bir şey yok, yani.. O demek değil ya! Hani..

— Sen ne kadar güzel konuşuyorsun yahu; Konferans versene.

— Veriyorum.

— Biliyorum. Allah dinliyenlerin yardımcısı olsun.

— Olsun efendim.

— Alay etme giderim. Dinle beni..

— Buyurun!

— Neden yazmıyorsun?

— Yazıyoruz ya!

— Saçmalama; Neden Nasreddin Hoca fıkralarını yazmaz oldun? Galiba ürküttüler!

— Hayır, münasebet düşmüyor da ondan.. neden ürkeceğim?

— Neden mi ürkeceksin?. Her şeyden, sudan, ağacdan, gölgeden.

— Yahu! Benden ürkek beygirden konuşur gibi bahsediyorsun!

— Söz meydanda. İstediğin gibi yorumla!

— Ha?!

— Yani tefsir et de beni dinle!

— Yalnız onu yapıyorum. Görüyorsun ya!

— Günlerdir bekliyorum, şu fıkrayı yazasın diye!

— Hangisi o?

— Bilirsin ama söyliyeyim. Hani bir gün hoca eşeğini önüne katmış dağa gidiyormuş. Bir sarp yerden geçerlerken hayvanın ayağı kaymış ve derin bir uçuruma gitmiş. Hoca arkasından bakmış, dört ayakları açık boşluğa inmekte olan eşeği görünce:

— Yahu! Bizim eşek ne güzel uçuyormuş be! diye imrenmiş. Lâkin bir kaç saniye sonra eşek uçurumun dibine varıp da paramparça olunca:

— Uçmasını öğrenmiş ama konmasını öğrenememiş, yazık! diye hayıflanmış.

— Sonra?

— Allah yarabbi! Bu sonra yok mu, beni öldürür. Yahu, sen nasıl muharrir olmuşsun.. anlıyamadın mı?

— Müsaade edersen, hayır.

— Kuzum naziler, faşistler, diktatörler hep böyle olmadılar mı? Uçarlarken herkesin ağzının suyu akmadı mı? Lâkin konmasını bilemediler, bu hale geldiler. Nasıl oldu da sen bu benzerliği hatırlıyamadın? Yarın göreyim seni, dedi ve soğumuş olan kahvesini bir yudumda içtikten, ağzına gelen bir çöpü, bana bakarak;

— Tuuu! diye yere tükürdükten sonra paltosunu, şapkasını aldı, gitti.

B. FELEK