Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

OLMAK

OLMAK

Milliyet

Yayın Tarihi:21.05.1971

Sayfa: 2

OLMAK

Türkçede — bilmem dikkat ettiniz mi? — ne kadar çok renk ismi vardır. Yâni ne kadar çok renk farklarını ifade edebilmek mümkündür. Bu olsa olsa tabiata ve onun renklerine düşkünlüğümüzün delilidir. İddia edebilirim ki; bazı renk isimlerini bugünkü kuşaklar — kırkın altındakiler — bile bilmezler. Meselâ sarnıç kapağı, yavru ağzı, pişmiş ayva, gül kurusu, cam göbeği, limon küfü, vişne çürüğü, hünnâbî renkleri… Daha çok var ya! Bu sarnıç kapağı denilen renk bir nevî açık yeşil mavi. Bu incelik bizdeki kadar olmasa bile Frenklerde de var. Meselâ: Pomme pas mûre = Yâni olmamış elma rengi… Açık yeşilin bir başka farklısı… Ve burada duralım. Renkleri bırakalım. Şu olmamış elma sözünden olmamışı ayırıp ele alalım…

Olmamış ne demek?… Henüz kemale ermemiş, ham demek… Olmamış ne demek?… İyi olmamış, güzel olmamış demek… Bu «olmak» masdarı Türkçenin bir çeşit zengin mânalı yardımcı fiillerinden biridir. İnsan olmak, adam olmak, hasta olmak, usta olmak, müdür olmak, bakan olmak, damat olmak, mesul olmak, mahkûm olmak, mühendis olmak doktor olmak, aziz olmak, rezil olmak, zengin olmak, fakir olmak… Ve siz bu diziyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz… Bu «olmak» hepsinde bir başka incelik anlatır.

Olmak bir kazâdır. Olmak bir tesadüftür. Olmak bir marifettir. Olmak bir sabır işidir. Olmak bir zaman işidir. Olmak bir kısmet işidir.

Bunların rastgele misallerini verebiliriz:

Nezle olmak bir kazâdır. Zengin olmak bir kısmettir. Şahit olmak bir tesadüftür. Hekim olmak bir marifettir. Bakan olmak bir şanstır. Usta olmak bir sabır işidir.

Şimdi de aramıza dönelim… Şu vesile ile bu vesile ile açığımızda bir takım kimseler kendilerine «gazeteci» derler, «yazar» derler. Aramızda görünmek isterler. Bu gazeteci olmak, yazar olmak yukarıya birkaç çeşidinin misalini verdiğim en gücü değilse bile, zorlarındandır. Çünkü bu oluş, ne nezle olmak gibi bir kazâ, ne bakan olmak gibi âni bir şans, ne mühendis olmak gibi bir muayyen okulu bitirip diploma almakla olur. Ne de piyangoda büyük ikramiye kazanıp zengin olmağa benzer. Diyecek odur ki; gazeteci olmak, yazar olmak, uzunca bir zaman ve sürekli bir sabır işi olduğu kadar iç istekle, dış şartların izdivacına bağlı bir «oya»dır. Onun için, hele şu son hâdiselerde türlü vesilelerle adı geçenler arasında sayısı on parmaktan fazla bir gazeteci kalabalığı işitiliyor. Bunları birçok gazeteci arkadaşlar tanımıyoruz. Basın ailesi bu memleketin mukadderatı üzerinde, bu memleketin efkârı üzerinde, az çok tesir yapan hizmet yapanların ailesidir, kusurludur, kusursuzdur, iyidir, kötüdür… Ayrı dâvâ… Ama bir adam ne «Ben gazeteciyim», ben yazarım demekle gazeteci veya yazar olur, ne başkaları ona bu adı takmakla…

Gazeteci ve yazar hayatını bu yoldaki çalışmasiyle sağlayan, az çok muayyen hizmet yapmış veya yapmakta olan ve adı sanı, basın içinde veya dışında bilinen kimsedir. Ben çok devlet adamı, çok profesör, çok âlim, çok edib görmüşümdür ki kendini gazeteci saymış, mevkiinin tesiriyle gazete sahifelerine yazılar yazmış, ama asla gazeteci olamamıştır. Gazetecilik bize göre rizikolu ve o nisbette şerefi çok, zahmetli bir meslektir. Her isteyen olamaz… Hattâ beş on makale yazmakla da gazeteci olamaz. Gazeteci, bilerek bilmeyerek bir okuyucu kitlesinin, yazılarını aradığı veya bulduğu zaman okumadan geçemediği bir kişidir. Nasıl yetişir, ne zaman yetişir, neden yetişir?… Ne kendi bilir, ne başkası… Böyle olunca rastgele herkesin kendine gazeteci demesi — yerine göre — bizi övündürse de, çoğu zaman üzmektedir. Bizler olanların, yâni gerçek gazetecinin günahı ve sevabı ve bundan doğan tatlı acı âkıbetlerini bile bile kabulleniriz… Ama her «öyleyim» diyen gazeteci olamaz. Buna, bir sahip çıkmalıdır.

Olmak her şey için kolaydır. Hattâ abdestsiz namaz kılmak da Bektaşi’ye göre olur… Ama herkes, her isteyen, her söyleyen gazeteci olamaz.

Bunu basın ailesinin türlü mesuliyetleriyle en çok karşı karşıya olduğu bugünlerde söylersek bizi kıskançlıkla maIûl görenler, herhalde daha da az olur.

B. F.