Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Osmanlı Devletinin makamları ve bunların adları

Osmanlı Devletinin makamları ve bunların adları

28.12.1975 Milliyet Magazin

Genç kuşağa mensup olduğunu sorduğu suallerin toyluğundan anlaşılan bir okuyucum bana eski devirde Sadrâzam’ın karşılığını, Harbiye Nezaretinin Millî Savunma mı, Yoksa Genelkurmay Başkanlığı mı olduğunu, Bahriye Nezaretinin ne olduğunu, Hava Kuvvetlerinin nereye bağlı olduğu gibi şeyler soruyor.

Bunlara ayrı ayrı cevap vermektense Cumhuriyetten önce, İkinci Meşrûtiyet’te Osmanlı Devletinin devlet ve hükûmet makamları ve bunların adlarını yazmayı daha faydalı buldum. Gerçi bunlar yakın tarihin pek kolay elde edilir “malûmat”ı olmasına rağmen galiba bu gibi şeyleri gençlerimiz, hatta orta yaşlılarımız bilmezler.

Onun için ömrümüzün 30 yaşından fazlasını yaşadığımız o devre ait şekil ve teşkilât bilgileri vermek fena olmaz.

Meşrutiyetten evvel olsun, sonra olsun Türkiye devletinin ismi Devlet-i Aliye-i Osmâniye idi. Bunun Türkçesi “Yüce Osmanlı Devleti” dir. Bu ibâre resmî ve birçok hususî metinlerde daima böyle geçer bir klişe olmuştu. Gerek muahedelerde (anlaşmalarda) gerek resmî yazılarda devlet hep böyle adlandırılırdı.

Meşrutiyetten evvel devlet mutlakiyet ile idare edildiğinden hükûmet şekli mevzubahis değildi. Kanunları Şura-yı Devlet Tanzimat Dairesi tertip eder. Padişah tasdik ederdi.

Meşrutiyet devrinde kanunlar Meclisler’den geçer Padişahın imzasından sonra bir resmî gazete olan “Takvim-i Vakayî” de neşrolunarak yürürlüğe girerdi.

Meşrutiyet devrinin adı “Saltanat-ı Meşrute” idi ki, bunun Fransızca “Monarchie Constitutionnelle” tabirinden tercüme edildiği anlaşılmıştır.

Anayasanın adı “Kanûn-u Esâsiye” yâni “temel kanun” idi. Bu kanuna göre, “Padişah mukaddes ve gayri mes’ul” idi. Bunun ne demek olduğunu ben hâlâ anlayamamışımdır. Çünkü Zât-ı Şahane (Padişah) “Mukaddes ve gayri mes’ul” olduğu halde 31 Mart’tan sonra hiç kimseye sorup sual etmeden “Zât-ı Şahane”yi hem tahttan indirmişler, hem de hapsetmişlerdi.

Bence bu ibâre “her şeye karışır” ile “hiçbir şeye karışmazlığı” gûya mezceden bir madde olarak düşünülmüştü. Hakikatte Meşrûti hükümdarlıklarda, Kralların görevi Başvekili tayin etmek, fiilen Meclisi feshetmek, nişan, rütbe vermek gibi şeylerden idi. Hiçbir salahiyeti yoktur. Hakikatte de Meşrutiyet devri padişahları böyle olmuşlardır.

Mutlakiyet devrinde her şey elinde idi. Teşrii meclisler yoktu. Bir takım istişârî meclisler vardı.

“Meclisi Valâyı Askerî”, “Meclisi Valâyı Adlî”.. gibi..

Şûra-yı Devlet de bugünkünden daha ayrı nitelikte idi. Padişah’a resmî metinlerde Zat-ı Hazret-i Padişah, Zat-ı Hazreti Şehriyari, Zat-ı Şahane gibi lâkaplar verilirdi. Padişahın isminden evvel, Şevketlû, Kudretlû, Mehâbetlû tabiri mutlaka sıralanırdı.

Hükûmete, Heyet-i Vükelâ denirdi. Bu tabir Cumhuriyetin ilk senelerinde Heyet-i Vekile olarak kullanılmıştır.

Cumhuriyetten evvel Türkiye bir saltanat idaresi, yani imparatorluk olduğundan, Nazırlar, Padişahın memleketi idareye memur ettiği vekilleri idi. Bu itibarla, bir ara Sadrazam’a (Başbakan) Başvekil tabiri kullanıldığını hatırlıyorum. Amma devrini tayin edemedim. Kitap karıştırmaya da pek iştahım yok.

Saltanat devrinde “Bakan” ın mukabili Nazır idi. Amma Başbakan’a Başnazır denmez idi. Onun adı tarihten beri söküp gelen “Vezir-i âzam” ve Sadrazam olmuştur.

Son zamanlar (Başbakan) a Sadrazam denilmiştir. Makama da Sadaret adı verilirdi. Kabineyi Sadrazamlar kurardı. Amma Meşrutiyetten evvel bütün Nazırları(Bakanları) Padişah tayin ederdi.

İkinci Meşrutiyet devrinde Osmanlı devletinin kabinesinde şu Nazırlar (Bakanlar) ve Devlet kadrosunda şu Nezaretler (Bakanlar) vardı.

Sadrazam (Başbakan) bunun bir takım Kalem ve Daireleri vardı ki; devlet işlerinin tevsiki (belgeleme işleri) ile mükelleftiler (yükümlüydüler). Fermanlar, beratlar, buyrultular, falan…

Bâb-ı Meşihat – Şeyhûlislâmlık (Şeriat umuru ve şer’i mahkemelerle fetva işleri). Buna halk dilinde Şeyhülis Kapısı denirdi.

Bâb-ı Seraskerî sonradan Harbiye Nezareti (Kara Millî Savunma İşleri). Buna da halk dilinde Serasker Kapısı denirdi. Genelkurmay Başkanlığı Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti adı ile buraya bağlı bir makam idi. Ancak başkumandan, daima Padişah olduğundan her harbe ayrı bir başkumandan tayin edilirdi. Bu arada meşhur harplerde kumandanlık yapmış müşirlere (Mareşaller) “Serdar-ı Ekrem” unvanı da verilirdi.

Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı)

Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı)

Şura-yı Devlet Riyaseti (Şura-yı Devlet Reisi) kabineye dâhildi.

— Maliye Nezareti

— Adliye ve Mezâhib Nezareti

— Bahriye Nezareti

— Nafia Nezareti (Bayındırlık)

— Orman Maadin Nezareti

— Ticaret ve Nafia Nezareti

Meşrutiyette İttihatçılar bu iki nezareti Ticaret ve Nafia olarak ikiye ayırmışlardı. İttihatçıların bu tasarrufuna içerleyen eski devir ricalinden birisi ilk Meşrutiyette ittihatçılarla beraber olan Hoca Ubeydullâh efendiye:

Efendi Hazretleri Ticaret ve Nafia Nezaretini ikiye ayırmanızın hikmetini sual edebilir miyim? Deyince, hazır cevap olan Ubeydullâh efendi;

— Vallâha Beyefendi! Bu işde ben de bunun sebebini anlayamadım; merak edip sordum. Ticaret ve Nafia Nezaretini idare edecek kuvvette bir zat bulunamadığından ikiye ayrılıp ayrı birer Nazıra tevdi etmişler. Cevabını vermiş diye işitmiştim.

Orman Maadin Nezareti.

Rusumat Emaneti (Gümrükler), Rusumat Emini olan zat Nazır rütbesinde idi ve kabineye dahildi.

Posta—Telgraf Nezareti (İttihatçılar zamanında meşhur Oskan Efendi isminde titiz ve muktedir bir zat getirilmişti. İdareyi gerçekten ıslâh etmişti).

Maarif-i Umumiye Nezareti (Millî Eğitim)

Defterhane-i Hakanî Nezareti (Tapu)

Evkafı Hümayun Nezareti (Vakıflar)

Burada sağlık işlerinin nereye bağlı olduğunda tereddüdüm var. Ve bir “Sıhhiye Nezareti” hatırlıyorum.

Devletin dış borçlarını ilk elden tahsil etmek üzere yabancı alacakların kurduğu bir Düyûn-u Umûmiye idaresi vardı. Şimdiki Cağaloğlu’nd İstanbul Lisesi’nin olduğu binada idi.

Hatırladığım kadarıyla Sadaret, Hariciye, Dahiliye, Şura-yı Devlet (Danıştay) büyük kısmı yanmış olan şimdiki Vilâyet Konağı yerinde idi.

Maliye, Beyazıt’ta sonradan Askerî Tıbbiye binası olan eski Fuat Paşa konağında idi.

Evkaf Nezareti Atik Ali Camii karşısındaki sokakta Merkez Kumandanı Saadettin Paşa’nın konağında idi.

Maarif Nezareti Sultan Mahmut Türbesi mukabilindeki eski Belediye Fen işlerinin binasında idi.

Defterhane denilen Defter-i Hakanî şimdiki Tapu binasında idi.

Rüsumat Emaneti Sirkeci’de şimdi yıkılmış olan müstakil bir binada idi.

Zaptiye Nezareti Sultanahmet’e çıkan ve yerinde şimdi bir ilk mektep olan yan sokaklardan birinde idi.

Orman Maadin Nezareti Sultanahmet meydanında deniz tarafındaki şimdi mektep olan binada idi.

Ticaret ve Nafia, şimdiki Maarif Müdürlüğü binasında idi.

Bâb-ı Meşihât, Süleymaniye’de eski Bâb-ı Fetvâda.

Bâb-ı Seraskeri, şimdiki üniversite merkez binasında idiler. Bahariye de şimdiki Kasımpaşa’da Divanhane binasında idi.

Devletin galiba 32 vilâyeti vardı. Bunlar şimdikilerin ikisi, üçünü içine alır vilâyetlerdi. Başlıcalarını sayayım.

Rumeli’de; Edirne, Selânik, Manastır, Kosova, Yanya, İşkodra, Anadolu’da Hüdâvendigâr (Bursa ve civarı) Kastamonu, Aydın, Konya, Adana, Urfa, Diyarbakır, Ma’mûretü’l- Aziz (Harput, sonra Diyarbekir vilayetine bağlı), Sivas, Erzurum, Trabzon, Erzincan, Van, Bitlis, Musul, Halep, Bağdad, Basra, Şam, Beyrut, Kudüs Mutasarraflığı, Yemen, Cezayir-i Bahr-i Sefid, belki unuttuklarım vardır. Kusura bakmayın…

Mülkî taksimata göre vilâyetler mutasarrıflıklara, mutasarrıflıklar kaymakamlıklara, onlar da nahiyelere bölünmüştü.

Askerî idareye gelince: Osmanlı Devleti’nin yedi ordusu vardı.

Birinci Ordu İstanbul’da (Hassa Kıtaatı)

İkinci Ordu Edirne.

Üçüncü Ordu Manastır.

Dördüncü Ordu Erzincan.

Beşinci Ordu Şam.

Altıncı Ordu Bağdat.

Yedinci Ordu Yemen.

Ayrıca Mekâtib-i Askerî Nezareti vardı.

Saltanat devrinde İstanbul Şehremini, Heyet-i Vekileye dahil idi. Meşrutiyet devrinde çıkarıldığını sanıyorum. Bahriye Nezareti’ne bağlı Donanma-yı Hümayun Kumandanlığı ile Mekteb-i Bahriye Nezareti vardı.

Boğazlar Kumandanlıklarının da Bahriye’ye bağlı olduğunu sanıyorum. Tersane de buraya bağlı idi.

Görüldüğü gibi o zaman bir Hava Nezareti yoktu. Buna lüzum da yoktu. Çünkü havacılık yok gibi idi.

Jandarma teşkilâtı rütbe isimleri biraz farklı olarak gene askerî sistemde idi. Polis teşkilâtı hemen hemen bugünkünün aynı idi. Şu farkla ki Emniyet âmirlerine, Merkez memuru adı verilirdi.

Mahalle ve köyler muhtarlar ve ihtiyar heyetleriyle idare edilirdi. Ancak bunlara imamlar da katılırdı.

Osmanlı Bankası emisyon yâni banknot çıkarmak salahiyetiyle Merkez Bankası vazifesini görürdü.

Hususî banka olarak ancak yabancı bankalar vardı. Ziraat Bankası Emniyet Sandığı ise Mithat Paşa’nın hediyesi olarak pek güzel işlerdi. Osmanlı devrinde İstanbul Vilâyeti yoktu. İstanbul’u Dahiliye Nezareti idare ederdi.