Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Paris sokaklarında (Milliyet Magazin)

Paris sokaklarında (Milliyet Magazin)

Milliyet Magazin

Yayın Tarihi: 20.08.1978

Geçmiş Zaman Olur ki…

(1924 Paris Olimpiyatları)

Paris sokaklarında

Parası bol, vakti çok bir yabancı için Paris’te yapılacak şey sokaklarda, bulvar dediğimiz iki tarafı büyük mağaza ve kahvehanelerle bezenmiş caddelerde dolaşmaktır. Paris, bu bakımdan Avrupa’nın hiçbir şehrine benzemez. İki yanı yıllanmış ağaçlarla örtülü bulvarlar vardır ki, çok insana pabuç eskitecek kadar ilginçtir.

Ben de ikinci 0limpiyat kafilesini Paris’te beklerken, içgüdü ve görgü tesiriyle aynı şeyi yapmaya başladım. Yemeği ucuz lokantalarda yiyordum. Bu lokantaların bazıları yarı birahane, yarı meyhane idi. Kaldığımız otelin yemeği yoktu, yalnız kahvaltı veriyordu ve onların tavsiye ettiği lokantalarda yiyordum. Benim oturduğum otel, Paris’in gerçekten merkezî ve en çok Paris! olan semtindeydi. Buralarda Ermeni ve Rumların lokantaları, kahveleri ve Ermenilerin kuyumcu dükkânları vardı. Hatta o civarda bir Ermeni lokantası vardı, adı Diamanter idi. Elmasçı manasına gelir. İçeride fasulye piyazı, şiş köfte, bol soğanlı ciğer kebabı ve pilakiyle kötü rakı bulunurdu. Ben, rakı içmezdim, içmedim de. Fakat İstanbul’un iyi rakılarına alışmış olan Üsküdarlı, İcadiyeli Ermeni lokantacılar müşterilerine rakı verirken:

— Affedersiniz. Bu rakı değil, mefret bir şeydir. Kezzap ilen yapoorlar, ne yapoorlar, bilmem. Ama olanı bu! diye özür dilerlerdi.

Paris’te bulvar gezintileri o mevsimde ancak akşam üzeri, güneş battığı zaman yapılabilirdi. Ağaçların da gölgelediği caddeler ancak o zaman serinleşirdi. Çünkü Paris deniz seviyesine çok yakın bir irtifada idi. Ve en yüksek semti olan, geçen yazımda bahsettiğim Montmartre tepesi denizden 120 metre yükseklikte olduğu için, şehirde yürümek pek kolay ve zevkli bir şeydi. Ne yokuş, ne iniş.

Tam bulunduğumuz semtin hizasındaki bulvarların, en meşhurları Place de la Republique (Cumhuriyet Meydanı) ile Madlen Kilisesi’nin bulunduğu meydana bağlanan Boulevard Poissonniére, Boulevard des İtaliens, Boulevard des Capucines idi.

Ben otelden Boulevard des İtaliens’e çıkardım. Ve oradaki kahvelerin önünden geçerdim. Paris’in bütün büyük kahveleri, bulvarların geniş yaya kaldırımlarına masa koydukları için, yazın oraları pek kalabalık olurdu. Bu bulvarların hususiyetlerinden biri de, bazı gezici satıcıların veya müzisyenlerin buralarda satış yapmalarıydı. Hani bizim vapurlarda leke sabunu, iplik geçirme makinesi, tıraş bıçağı gibi şeyler satanlar nev’inden satıcılar vardı. Bunların en büyük marifetleri dillerindeydi. Çok konuşur, müşterileri başlarına toplar, sonradan mallarını satmaya başlarlardı. Gene günlerden bir gün, bizim bulvarda bir kalabalık gördüm, sokuldum. Adamın biri bir sandalyeye çıkmış, mürekkepli kalem satıyordu. Bildiğimiz Stilo kalemler. Siyah ve altın uçlu kalemler. Adam konuşuyor:

— Hanımlar, beyler! Bu kalemleri maalesef gizli satıyorum. Polis takip ediyor. iflâs etmiş bir fabrikanın haciz edilmiş malları bunlar. 5 franga. Ve sattığı kimselere:

— Rica ederim, bu civarda elinizde polis görürse, beni yakalatırsınız! diyor, ve kalemi kağıda sarılı kutular içinde veriyordu.

Ben de bir tane aldım, cebime koydum. Yoluma devam ettim. Dönüşte satıcıyı orada göremedim. Otele geldim, kutuyu açtım, içinden bir kalem çıktı. Ama bu tıpkı Stilo gibi yontulmuş ve siyaha boyanmış bir tahta sapa takılmış Stilo ucu şeklinde sarı yaldızlı bir uçtan, ibaretti. 5 frank etmezdi. Nihayet 50 santimlik kötü bir taklitten başka bir şey değildi. Ama adam beni ve benim gibi kim bilir kaç kişiyi kafese koymuştur. Gerçi 5 frank o zaman benim için mühim bir para değildi. Türk lirası 20 eski frank ederken, 5 frank 25 kuruşluk bir işti. Gelgelelim, benim fena halde içime dokundu. Kendi kendime utandım ve aklıma, Sirkeci’den Haydarpaşa Garı’na gelen ve açıkgözler tarafından türlü vesilelerle dolandırılan zavallı köylü çocuklar geldi.

Ve ondan sonra bir daha böyle çığırtkanları sadece dinlemeye ve alışverişimi mutlaka büyük mağazalardan yapmaya karar verdim. Çünkü her zaman, Avrupa’da yabancıların alışverişte aldanma ihtimalleri vardı. Ve bunun da çaresi fiyatları sabit ve maktu olan büyük mağazalardan alışveriş etmektir. Meğerki bir dostunuz sizi tanıdık bir dükkâna götürüp aşinalık sağlasın.