Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Sınırlar! (Milliyet)

Sınırlar! (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 09.12.1934

Sayfa: 3

FELEK

Sınırlar!

— Gezgin yazıları —

Şark Semplon katarı, İstanbul’dan Paris’e giderken Türk – Yugoslav, Bulgar – Yugoslav, Yugoslav – İtalyan, İtalyan – İsviçre ve İsviçre – Fransa sınırlarını deler geçer. Trende olanlar eğer dikkat etmezlerse bunun hiç farkına varmazlar. Gerçi gümrükçüler ve pasaport yoklayanlar vardır amma onlar tam hudut üzerinde gelmezler, daima hududun öte tarafındaki ilk istasyonda belirirler.

 Sınır değişince neler değişir?..

Her şeyden evvel jandarma ve asker kılıkları, dil, ilânlar ve toprağın ekim biçim sistemi… Biraz da evlerin yapısı.

Ben sınır üzerinde veya yakınlarında oturanlarda içten gelen bir kaygu var sanırdım. Bir harp olursa ilk ateş altında kalacak yerdir diye belki oraları şenlendirmek istemezler diye düşünürdüm. Düşünürdüm değil, eskiden hudut civarında karakol kulelerinden başka bir şey bulunmazdı da.

Bu sefer hudutları geçerken bilhassa dikkat ettim. Ve gördüm ki; her memleket hudut üzerini boş bırakacak yerde inadına dolduruyor. Böylece oralarda her şeyden evvel kendi ırkının çoğalarak başka ırkın göz koymasına ve imrenmesine artık yer bırakmıyor. Memleketin bu kenarları kalabalıklaştıkça halkın da emniyeti artıyor.

Ben bunu bir fiziyolocya hâdisesine benzetirim. Vücudün en çabuk iltihaplanan yerleri el ve ayak parmaklarıdır. Yani merkezden en uzak yerleridir. El ve ayak parmakları nasıl olursa olsun yaralanır da hemen tedbir alınmazsa iş büyür. Bir ufak yara, “septi semi” dediğimiz, bütün vücudün zehirlenmesini doğurabilir. İşte ülkelerin de sınırları herhangi devlet tedbirleri ile kuvvetlendirilmezse oradan gelen zehirlerin bütün memleketi kaplaması tehlikesi vardır. Her yerde hudut boylarının kalabalık halk kümeleriyle doldurulması işte bu fiziyolocya hâdisesinden alınmış bir dersin neticesidir.

Onun içindir ki; bu yazımı yazarken daha geçen gün Edirne’mizde yapılan bayram ve toplantıyı, Trakya’daki ümran ve kalkınma işlerini sevinçle ve inançla andım.

* * *

Bu gümrükçüler gelip giderler, ne sorarlar, ne ararlar? bilmem. İtalyanlar bizim arabada yalnız bir Bulgar şantözüne bir şeyler sordular, alt tarafına dokunan, bakan olmadı. Bulgarları hiç görmedim.

Yugoslavlar sade üstümüzdeki parayı sorup bir kâğıda yazdılar ve imza ettirdiler. Yugoslavya’dan çıkarken bu kâğıtları onlara tekrar verdik.. Biz vermedik ya! Kondüktör verdi. İtalyanlar bir şey sormadılar. İsviçre’de gümrük var mı yok mu bilmem? Fransızlara gelince; daha İtalya’da iken üstümüzdeki sigara adedini soran basma bir kâğıdı kondüktör imzalattı.

Biliyor musunuz? Bu gümrük işi garip bir şeydir. Ekspresi, yani biraz hali vakti yerinde olan yolcuları araştırmazlar da konvansiyonel trendeki fakir yolcuları didiklerler… İnanmak lazım ki; gümrükçülerin de kendilerine mahsus bir mantığı var.

* * *

İstanbul’dan Paris’e kadar lokanta vagonu fiyatları hep değişir… Bizde 175 kuruştur. Buna iki defa yüzde on eklemeliyiz ki 210 kuruş eder. Bulgaristan’da 150 levadır. Yüzde on servis ile 165 eder. Altmış paradan hesap etsek 250 kuruş yapar. Hâlbuki onlar para değiştirirken daima yabancı parayı ucuz hesaplarlar. Yugoslavya’da 66 dinardır. Servis ile 72 dinar eder. Buna yüzde on da vergi koyarlar 80 yapar. 250 kuruştur. İtalya’da dehşettir. Bir yemek, servis ayrı olarak 23 lirettir. Servis ile birlikte 26 eder, bir Türk Lirası 8,5 liret hesabı ile üç liradır. Bir övün yemek üç lira… Bir de hayat pahalıdır derler. Artık buna da pahalı denir mi ya?. Hiç te insaf kalmadı…

* * *

Neden bilmem. Semplon tünelini geçerken mutlaka uyanık bulunmak isterdim ve öyle de oldu. Bu Avrupa’nın en uzun tünelini 14 dakikada geçtik amma sıkı yolla… Eğer birisine:

— Ben bir çeyrek toprak altında kaldım, diye yemin etsem başım ağrımaz.

* * *

Saatlerimizi Yugoslav hududunda altmış, Fransız sınırında da altmış dakika geri almıştık. Paris’e bu hesapla sabah saat dokuzda vardık. Islak ve çipil idi.

B. FELEK