Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Uzuna, kısaya dair (Tan)

Uzuna, kısaya dair (Tan)

Tan

Yayın Tarihi: 11.01.1937

Feleğin Konferansları

Uzuna, Kısaya Dair

Sevgili dinleyicilerim;

Bugünkü konferansıma yetişmek için Köprü üstünde hızlı hızlı yürürken kısa boylu bir adam eline bir uzun baston almış kısa pantolonlu kısacık bacakları ile uzun adımlar atarak önümde gidiyor ve bastonunu ortasından kavrıyarak elini öne arkaya salladıkça burnuma pek yakın münhaniler (eşyükselti eğrileri) çiziyordu.

Yaşlı kadın:

— Saygısız herif!

Felek:

— Kim?

— Sana demiyorum evlâdım. Şu yanımdaki şişman hafif geyirdi de!…

— Hayır! Geyirmedim. Hıçkırdım.

— Ben hıçkırığı bilirim.. Yüzünüze güller geyirmeyi de bilirim.

— Uzun etme de konferansı dinliyelim!

— Evet! Kısa kesin bahsi!.

Felek:

— … Baktım ki adamın arkasından yürüsem bastonu mutlaka burnuma çarpacak. Gerilesem geç kalacağım. İyisi mi dedim, şunu geçeyim. Adımları sıklaştırdım. Herifin boyu kısa amma adımları uzun. Yaz hatve (adım atışta her adım arasındaki mesafe) kadar yürüdüğüm halde hâlâ baston burnumun ucunda… Aman bre bu ne iş?! Serde sporculuk da var. Geçemezsem ayıp olur dedim. Biraz daha sıkı yürümeye başladım. Eminönü’ne geldik. Herif hâlâ önümde yahu! Artık iş inada bindi, adımları büsbütün açtım. Hemen herifin ensesini tutacağım, tutacağım amma kâfir bastonu gözümün önünde kavisler resmediyor. Yarabbi sen bilirsin! Yenicamii geçtik. Ben giderim o gider. Geçemiyorum bir türlü şu bücür herifi!

Yaşlı kadın!

— Aman evlâdım geç şunu! Şimdi çatlıyacağım.

Kısık sesli kaptan:

— Lâfa tutma da geçsin!

Felek:

— Nihayet bütün kuvvetimi topladım. Başladım arşınlamıya! Bu sefer de karşıdan gelen yolcular herifin yanından geçmeme mâni oldular. Yolda birkaç eşe dosta rastladım görmemezliğe geldim. Yürü bre, yürü!

Kadın:

— Bücür ne oldu!

— Ne olacak! Hâlâ önümde!

Genç Bayan:

— Ben olsam çoktan geçerdim!

Kısık sesli kaptan:

— Geçmiş olsun hanım abla!

— Aman ne bayağı lâf! Abla da ne demek oluyor?

Ermeni madam:

— Aman Mamzel! Ablayı bilmoorsun? Senden evvel ananın memesini yalıyan dişi kardeşine abla derler.

— Madam, sizi tanımıyorum. Affedersiniz. Tanımadığım kimselerle de görüşemem.

— Beni tanımoorsanız ben kendimi tanıtayım: Lânga’da otururum. Bana Hayganoş Körbarsakyan derler.

Ulema sesi:

— Suphanallah! Ahşayi dahiliyenin soyadı yani aile ismi alındığını yeni işitiyorum.

— Sus ol hoca efendi de lâfımı bitireyim. Babam değil, babamın babası kıyak doktor imiş. Sultan Aziz’in lalasının barsağı düğümlenmiş ise onu çözmüş de adına Körbarsakyan demişler.

Genç bayan:

— Teşekkür ederim, kâfi!

— Affedersiniz daha lâfım bitmedi. Ben Sürp Agop’taki Notrdam Dösyon’da  (Notre Dame de Sion) okumuşum. Fransızcayı su gibi bilirim. İngilizceyi de…

Felek:

— Kısa keselim de işimize bakalım. Herif hâlâ önümde.

Ön sıradan bir ses:

— Bana mı söylüyorsunuz?

 — Hayır önümde giden heriften bahsediyorum. Siz üstünüze almayınız!…

Derken efendim!

 Ben fena halde içerledim. Adeta koşar gibi yürümiye başladım. Herif de sanki işin farkına varmış gibi hızlandı. Yürüdü, yürüdüm: yürüdü yürüdüm. Nerelere geldiğimizin hiç farkında değilim.  Değilim amma herif önümde!.. Derken baktım: şöyle on santim kadar ilerlemişim. Aman bu avansı kaybetmiyelim diye büsbütün hızlandım. Beş dakika daha yürüdük, yürüdük amma ben herifin sol yanına yaklaştım. Ha geçtim, ha geçiyorum.. Tam o sırada herif yandaki dükkânlardan birine girivermez mi?.

— E şimdi ne olacak?.

— Ne olacak! Bir da baktım ki Uzunçarşı’ya gelmişim. Oradan Mercan tarikiyle buraya geldim amma, doğrusu çok heyecan geçirdim. Ya herifi geçemiye idim de Edirnekapısı’na kadar yürüse idim halim ne olurdu.

Salonda:

— Geçmiş olsun! Sesleri.

Felek:

— Şimdi gelelim konferansımıza…

Bugünkü mevzumuz uzun ve kısa şeyler hakkında bir görüşmedir. Ömrün uzunu, beklemenin kısası makbuldür. Dilin ve elin kısası, boyun ve soyun uzunu makbul olduğu gibi.

Eskiden kadınların saçı uzun aklı kısaydı. Şimdi saçları kısaldı..

Genç bayan:

— Akılları da uzadı.

Yaşlı kadın!

— Akılları değil dilleri uzadı.

Felek devam eder…

— Kısa etek uzun kol gibi gözden düştü. Fakat uzun kirpiğe karşı kısa kaş moda oldu. Kimisi gecenin, kimisi gündüzün uzununu sever. Ben lâfın kısasını severim, siz uzununu.

Burun uzunluğu kibre, kulak uzunluğu eşekliğe, dil uzunluğu gevezeliğe, el uzunluğu hırsızlığa, boy uzunluğu saflığa delâlet eder. Derler. Lâkin her zaman değil.

Uzun boylu bir adam:

— Ha şöyle yola gel!

Felek:

— Ve nihayet efendim, konferansın da pek uzunu çekilmez değil mi?..

— Evet! Sesleri.

— Onun için sözümü burada kesip haftaya devam etmek üzere veda ederim.

B. FELEK