Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Vitrin’in önemi

Vitrin’in önemi

Milliyet

Yayın Tarihi:  02.11.1970

Sayfa: 2

VİTRİN’İN ÖNEMİ

Size vitrine dair bir iki fıkra anlatayım…

Rahmetli Refik Saydam, Başvekilliği devrinde lokanta ve tatlıcı dükkânlarının vitrinlerinde baklava, ekmek kadayıfı, telkadayıfı, sarığıburma, revani gibi herkesin ve bilhassa fakir fıkaranın ağzını sulandıracak — yiyemeyince de zihnini bulandıracak — şeylerin teşhir edilmesini yasak etmişti. Ben bunu önceleri boş bir tedbir, daha doğrusu zahirî bir fıkara korurluk saymıştım. Bir gün Bahçekapısı’ndaki boğaçacının önünden geçerken vitrinin önünde durmuş  bir «Berdûş» dikkatimi çekti. Durdum ve gözetledim. Biçare sefil, vitrinde pırıl pırıl duran saray lokmalarını seyrediyordu. Hiç konuşmadan dürttüm, baktı. İşaretle dükkâna soktum:

— Yarım kilo lokma verin… dedim. Parasını ödedim… Arkama bakmadan çıkıp gittim.

Bu, vitrinin hayatta çekici rolünü gösteren bir vak’a idi. Siz bunu düşünedururken bir de şunu anlatayım:

Adam Eminönü’nden geçerken saatine bakmış; durduğunu görmüş. Meydandaki saate bakmış. Onun da durmuş olduğunu görünce dükkânlara doğru yürümüş. Vitrinin birinde bir çalar saat görmüş. Saati onunla ayar etmek isterken ne görsün?… O da durmuş… E, içerlemiş adam; girmiş dükkâna…

— Kuzum, demiş… Bir saatçi dükkânının vitrinindeki saat durur mu?… Ayıp değil mi?… Şu saatinizi bir kurup işletsenize!… Dükkâncı cevap vermiş:

 — Beyefendi! Biz saatçi değiliz…

—  Yaa!… Necisiniz?

— Biz sünnetçiyiz…

— Sünnetçi misiniz?

— Evet!.

— Aman azizim… Öyle ise vitrininize neden saat koyuyorsunuz?

Adam gülerek sormuş:

  • Ne koyalım beyefendi?

Bu da burada biter..

Vitrin… Hele medenî hayatta mühimdir. Ve çok defa başarının yarısından fazlası vitrine bağlıdır… bütün dünya şimdi vitrinler üzerine eğilmiştir.

Ne var ki bu vitrin yalnız dükkân ve mağaza mostrası değildir. İnsanların ve toplumların da vitrini vardır. Buna biz gösteriş, davranış, tavır ve hareket, eda, görgü gibi isimler de verebiliriz. Biliyor musunuz aziz okuyucularım. Türkiye’nin ve umumiyetle Türklerin zayıf tarafı nedir? Vitrini yoktur, olanı da iyi düzeltilmemiştir.

Türkiye’nin her şeyi vardır. İhraç edeceğimiz kadar beyni de vardır. Fakat vitrini yoktur. Türklerin satışı yoktur ve bu yüzden dünyada çoğu zaman Frenklerin Handicappé dedikleri duruma düşer. Bu, rakiplerine nazaran avantajını ve şart eşitliğini kaybetmek demektir. Avrupa’da bir dükkânın vitrininde dizilmiş ve arz edilmiş yemişler gördüm… Pırıl pırıl… Bizde öyle vitrin yalnız klâsik natürmort tablolarında görülebilir. İçeri girdim… Aldım yemişi… Nerede bizdeki tat?… Gelgelelim… Avrupa’da Türkiye malı yemişe rastlayamazsınız. Çünkü bizim gösterişimiz, satışımız yoktur..

Bütün mahsullerimizde de bu böyledir. Ama biraz himmet edersek bunu düzeltebiliriz. Yemişçilik ilerler, bir de mallarımızın satışa hazırlanmasını öğrenirsek değil mi ki dolar 15 liraya çıktı — satarız mallarımızı ve tutturabiliriz.

Ama asıl mühim olan insanlarımızın vitrinleridir… Sporcusundan temsilcisine kadar hâlâ görgüsüzlük, âhara (başkalarına, diğerlerine) saygısızlık veya kaygısızlık hepimizi sarmıştır. En kabadayı münevverlerimiz, bir kahveye girmeyi, bir kapıyı açmayı, sokakta yürümeyi, bir umumî yerde yemek yemeyi ve nihayet kendini tanıtmayı, hattâ takdir ettirmeyi bilmez, öğrenmek de istemez. Bunu söyleyene kızar. Asıl felâket budur.

Halbuki insanlar zamanımızda maalesef görünüşleriyle, davranışlariyle değerlenir… Kendine dönük… Dünyaya küsük, somurtkan, aklına geldiği zaman aksıran, öksüren ve türlü gazlar çıkaran… Burnuyla, ağzıyla, kulağıyla ve ayağıyla oynayan, traş olmayan, saçını kestirmeyen, dişini yıkamayan, nazarlarla herkesin şüphesini çeken… Kundurasını boyatmayan, traş olmayan, saçını kestirmeyen, dişini yıkamayan, tırnaklarını kesmeyen, üstünü başını süpürmeyen, yere tüküren, sümküren, işeyen, şapkasını ters giyen, kudreti olduğu halde kılık kıyafetine, tavır ve harekete ehemmiyet vermeyen, selâm vermekten, ders ve öğüt vermeye kadar medenî insan konuşmasına kulak asmayan… Çoook, ama çok kimselerimiz vardır ki maalesef bizim dışarıda ve içeride vitrinlerimizi teşkil ederler.

Bu vitrinlerdeki boşluk acaba Refik Saydam merhumun sefillerin fukaranın içini burkutmamak; veya sünnetçinin durmuş saatten başka koyacak şey bulamamak sebeplerinden mi ileri gelmektedir? Bilmiyorum.

Bildiğim bir şey varsa. Bizim vitrinler ya boş, ya nâhoşdur. Halimiz ve istikbalimiz için başkalarınınki kadar olsun düzeltmeye gayret etmeliyiz.. Yoksa… Kimseye bir şey satamayız… Hattâ çalım bile!

B. F.