Sitede yer alan tüm yazı, belge ve fotoğraflar “FBBM” Felek Belge Birikim Merkezi’nden alınmıştır. İzinsiz kopyalanması, çoğaltılması ve kullanılması yasaktır. Arşive yazı, fotoğraf ve belge girişleri devam etmektedir.

Yaşadığımız günler (Milliyet)

Yaşadığımız günler (Milliyet)

Milliyet

Yayın Tarihi: 26.02.1972

Sayfa: 2

YAŞADIĞIMIZ GÜNLER

İnsanlar da eşyalar gibi yerine, zamanına, işine göre hizmet değiştirir. Bir konserve kutusu boşaldıktan sonra maşrapa olur, saksı olur, ölçek olur, hatta bomba olur. Bir insan bebek olur sevilir, çocuk olur (bizde) dövülür, genç olur vurulur, adam olur övülür, sövülür, yaşlanınca da dinlenir; hem kendince hem ötekilerce.

«Milliyet», bir yeni «ilâve» hazırlarken çoğu zaman biz bize «sohbetlerimize» mevzu olan «yaşadığımız günler» i okurlarımıza anlatmamı istedi. Bu benim de hoşuma gitti.

Yakın geçmişte yaşadığımız günlerin kimse jurnalini tutmuş mudur! Tutmuşsa hangi köşeden bakarak tutmuştur? Belki bunlar vardır; ama daha dün sayılacak kadar yakın bir devrin -siyasî olayları değil- onları nasıl olsa doğru yanlış öğreneceksiniz! Sadece insanların yaşayışını o devrin hayatını bilen, bilebilecek olanlar maalesef azaldı. Hatta pek azaldı. Biz hiç değilse bu devrin bir tarafından içine girmiş ve şuurumuzun erken başlangıcından beri görüp işittiklerimizi «hasbel kader» yazacak bir kaleme, bir sahifeye ve onu okuyacak okur ve dostlara nail olmuşuz. Bunun bize yüklediği bir «ödev»i yapmak fırsatını tehalükle (candan gönülden isteyerek) kabul ettim.

Yeni «ilâve»de yarından itibaren çıkacak bu yazılarımızda hiçbir «tarihî» veya «tahlilî» iddia yoktur. Hatta ne yalan söyleyeyim belki tarihlerde bile yanlışlar olabilir. Ben bir ömrün kendi yapraklarını hiçbir ciddi belgelemeye başvurmadan hatıra geldiği gibi anlatacağım. Siz bundan ne alabilirseniz alacaksınız. Her sohbetten alınabilen kadar!

Bu yazıların büyücek bir kısmı içinde yaşadığımız günleri anlattığım için ister istemez «bana doğru» dur. Elbette benim gözüm ve gönlüm olacaktır. Bundan başkası «içten» olmaz.

Ben şu anlattığım özürlerimle biraz Evliya Çelebi’nin hikâye tarzını benimsemiş olacağım. Zaten Türk nesir âleminin bu emsalsiz üstadını yanlış olduğunu bildiğimiz «nakil» lerinde bile bize tattı tatlı okutan da bu değil midir?

Bu yazılarda zamane politikasına sadece hikâye konusu olduğu zaman ilişmeye mecbur kalır, siz de bunu kaçınılmaz bir çevre kirlenişi olarak yorumlarsanız, lüzumsuz yere günahımıza girmemiş ve manasız kuşkulara düşmemiş olursunuz.

*

 Ama benim okurlarımla ve benim «âşina» larımla münasebetlerimiz vardır. Müşterek dostlarımın, uğradığımız duraklarımız ve âşinalıklarımız vardır. Onlar ne olacak?

Vefayı severim. Galiba Peyami (Safa) merhumun babasının mı, amcasının mı bir beyti vardır:

«Vefâlı âdem isteyen vefâlı âdem olmalı!.»

Onun için de haftada bir gün bu sütunda bu vefâ âlemine, eski aşinalara yer vermeyi düşündük.

Yazı günlerimize eklenen bu günde Receb’in Kahvesi’nden… Eski dostlarımız Kantaron ve Lâpçin’e kadar ahbapları bulacaksınız. Nice yıllardır aramıza girip Frenklerin dediği gibi «Droit de Cité» (hemşerilik hakkı) iktisap etmiştir (edinmiştir). Bunları nasıl sahife-i âlemden silebiliriz!

*

 Bu maruzatımızdan (sunulan bilgi, istek) sonra şuraya dikkati çekmeye cesaret ederiz ki, bu sohbet ne bir tarihî tefrika, ne bir tarihî hikâye dizisidir. Hatta zaman sırasına ve oluşma takvimine de bakılmadan başımızdan geçmiş veya gözümüzün önünde cereyan etmiş olayları, hatırlayabildiğimiz kaderiyle bulacaksınız.

Belki bunları evvelce benden veya başkalarından dinlemiş de olursunuz. Yeni nesiller için biraz dar olan bu ihtimal dar olmasına rağmen bunlar gençler için tekrar, çoğunuz için yeni bir şarkıyı bir başka makam ve usulden dinler gibi olacak ve bu teselli ile ilk hamlede size yarınki ilâvede «köprü» yazısını sunacağım. Geçinceye kadar beni hoş görünüz.

B. F.